Kayıtlar

Dünya Roman etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Feniçka, Lou Andreas-Salomé

Resim
  "(...) Rusya'nın diğer ülkelere göre en büyük artısı, insanın her şeyi eskisi gibi bulacağından emin olmasıdır. Burada ilerlemeden ilerlemeye koşulmaz, yıllar geçse de her şey aynıdır." s. 26  "Dış kabuğu sıyırıp atarsak törenin anlamı nedir? Şu: İki insan sonsuza dek birlikte olmak ister, muhtemelen birbirlerini sevdikleri için ama sadece kendilerini ilgilendiren bir aşk için değil, ortak bir görev için; tabiri caizse daha yüce üçüncü bir tarafın hizmetinde, kopmamacasına bağlanırlar. Aksi halde, bütün bu kopmaz bağların bir anlamı yoktur. Hayır, böyle yaparak sadece kişisel olanın, sadece duygusal olanın ötesine geçmek isterler, buna ister Tanrı desinler, ister ailenin kutsallığı, isterlerse evlilik bağının ebedîliği, hepsi aynı kapıya çıkar. Her halükârda bu başka bir şeydir, yalnızca cinsiyetler arası aşktan tamamen farklı bir şey." s. 27 "(...) Neyse ki yanılıyorsunuz. En azından söylediğiniz gibi kopmaz bir bağ değil bu. Boşanma olasılığı var."...

Böyle Küçük Şeyler, Claire Keegan

Resim
Bu dünyada en kolay iş her şeyini kaybetmekti, Furlong bunu biliyordu. s. 17 Her zaman böyle diye düşündü Furlong; bir saniye ara vermeksizin, hemen yapılacak bir sonraki işe geçiyorlardı hep. Olup bitenler üzerine düşünüp kafa yoracak zamanları olsaydı, diye düşündü, hayat nasıl olurdu acaba? s. 21 Fakat insanlar çok şey söylerlerdi ve söylenenlerin en az yarısı inanılır şeyler olmazdı; kasaba asılsız düşünceler ve dedikodulardan yana hiçbir zaman yokluk çekmezdi. s. 36 "Bu hayatta ilerlemek istiyorsan bazı şeyleri görmezden gelmek zorundasın, ancak böyle yol alabilirsin." s. 40 Çok yakınında olmayınca ne çok şey olduğundan daha hoş görünmeyi başarıyordu. s. 48 İnsanlardan alabileceğinin en iyisini almak istiyorsan onlara daima iyi davranmalısın derdi Bayan Wilson hep. s. 70 İnsanlar iyi olabilirler düşündü Furlong kasabaya geri dönerken; bütün mesele karşılıklı özveriden ve bu konuda diğer insanlarla da kendinle de iyi geçinmene imkân tanıyacak bir denge tutturabilmeyi öğre...

Bahçıvan ve Ölüm, Georgi Gospodinov

Resim
Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe. s. 5 Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürüneceğim artık bize ait olmaktan çıkar, o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir. s. 7 Çiçekler aslında ölülerin gizli periskopları değil midir? Acaba ölüler dünyayı toprağın altında çiçeklerin saplarından mı izlerler? s. 16 Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi? s. 17 Kıyamet herkes için aynı anda kopmaz. s. 20 Hayatın bu kadar hasar verebilmesi insanı hayrete düşürüyor. s. 32 Bir ölümü anlatmak, onu yaşamaktan kolay değil. s. 68 Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz. s. 78 Birinin oksijeni daima diğerinin ateşini harlar. s. 79 Yaşayanlar ölülerin gözlerini kapatır, ölüler yaşayanların gözlerini açar. s. 89 Babamın beni arayıp yolların nasıl olduğunu sormadığı ve dikkatli sürmemi tembihlemediği ilk yolculuğum. Köy evine, beni kapının önünde karşılayıp eşyalarımı almadığı, bana...

Pedro Páramo, Juan Rulfo

Resim
Yol çıkıyor ve iniyordu: "Gidip gelmeye göre çıkar ya da iner. Giden için çıkar; gelen için iner." s. 8 ... ve eğer ben sadece sessizliği duyuyorsam bunun nedeni herhalde henüz sessizliğe alışmamış olmamdır diye düşündüm; belki de kafamın içi hâlâ gürültü ve seslerle doluydu. s. 13 "(...) Anılarımın sesini ölümümün sesinden daha yakın bulacaksın; eğer zamanın herhangi birinde, ölümün bir sesi olmuşsa." s. 13 Hiçbir insandan asla nefret etmemek gerekir. s. 35 İnançlı olmakla ne kazandılar ki? Cennete mi gittiler? Ya da ruhları mı arındı? Ve ruhlarını ne diye arındırırlar ki, eğer son anda... s. 39 - Öldü mü? Neden peki? - Neden olduğu anlaşılamadı. Belki de üzüntüdendir. Sürekli iç çekerdi.  - Bu kötü bir şeydir. Her iç çekiş insanın yitirdiği bir yudum yaşamdır. s. 53  Yaşarken insana ayaklarını hareket ettirten yegâne şey, öldüğünde bu ayakların onu farklı bir yere götürecekleri beklentisidir; ama eğer bir kapı kapatılır ve açık kalan sadece cehennemin kapısı olur...

Sessiz Bir Ölüm, Simone de Beauvoir

Resim
Başkalarının derdine koşarak çok ömür geçirdim," demişti; "Artık yalnız kendini düşünerek yaşayan o bencil yaşlı hanımlardan biri olacağım. s. 27 İnsan her yaşta öğrenir. s. 57 Beklersek hiçbir zaman gidemeyiz. s. 68 Çok öcü vardı alınacak, çok yarası vardı sarılacak. s. 79 Ne kadar yalnızdı! Ona dokunuyordum, onunla konuşuyordum ama acısına sokulabilmek olanaksızdı. s. 95 Beni tasalandıran, hiçbir şeyin umurumda olmaması. s.99 Sevdiğimiz bir kişi öldüğü zaman, sağ kalmak suçunun kefaretini, yüreğimize işleyen yeğin bir pişmanlıkla öderiz. s. 111 Nesnelerin gücü, bilinen şeydir: Yaşayış bunlarda donuverir, katılaşıverir; hiç erişmediği ölçüde bir gerçeklik niteliği kazanır. s. 117

O Gün İçin Bir Şemsiye, Wilhelm Genazino

Resim
Galiba bazı insanları gözümüzde unutulmaz kılan şey yaşantılar değil, tam tersine o kişilerin ilk anda dikkatimizi çeken bu tür bedensel ayrıntıları, artık uzun zamandır onlardan uzak olsak bile. s. 8 Zira herhangi bir şey düşünmeden sokaklarda dolanmak mümkün değil. s. 9 Çoğunlukla şehirde oradan oraya dolanmamın yegâne nedeni, hatırlamamanın yürürken benim için daha kolay olmasıdır. s. 16 Anılar kafamın içinde ne kadar uzun süre dolanırsa, o kadar güçlü bir sempati duyuyorum onlara yeniden. s. 22 Bence insanlar çocukken istedikleri şeyleri asla unutmazlar. s. 26 Son günlerde bir fikir geliştirdim, tanıdığım veya beni tanıyan herkese bir suskunluk programı yollayacağım. Bu programda ne zaman konuşmak istediğim ve ne zaman istemediğim tam olarak yer alıyor. Suskunluk ders programına riayet etmeyenler bir daha benime konuşamayacak. s. 38 Senin beynin neden hep böyle kimsenin satın almak istemediği çürük yumurtaların üstünde kuluçkaya yatıyor ki? s. 41 Canımdan bezmiş bir hâlde, bugün en...

Ev, Kadınlar, Seks., Margit Schreiner

Resim
Hiçbir şey yoktan var olmaz, her şeyin bir yolu yordamı vardır, işin yasası ve gereği böyledir. Rastlantılar, sürprizler yoktur. s. 8 Her şey yabancıydı ve her zamankinden daha uzaktı. s. 9 Ölebileceğimi ve kimsenin benim eksikliğimi çekmeyeceğini hissettim. s. 9 Bir gün her şeyin böyle sonlanacağını kimse bilemezdi. Herkes bize hayrandı. s. 11 Farkında mısın, hayat yeterince zor. Bir de anlayış göstermek zorunda olduğun birine gerek yok. s. 23 Hiçbir zaman kimse bana yaptıklarım için teşekkür etmedi. s. 25 Biliyor musun? Bu yapılabilecek en aşağılık şey. Emek harcamış birinin sevincini kursağında bırakmak. Takdir etmekten kaçınmak. Memnuniyetini elinden almak. Ne coşku ne övgü, hiçbir şey yok. s. 28 İnsanlar inanmak istemedikleri şeye inanmazlar. s. 30 Susmayıp konuşan biri yanlış anlaşılma olasılığıyla karşı karşıya kalabilir, konuşan biri risk alır ve risk alan biri de her zaman kazanmaz. Haklı olan her zaman hakkını alamaz. s. 33 Zamanın geçip gittiğini kim söylüyor ki? Ömür boyu b...

Şeker Portakalı, José Mauro de Vasconcelos

Resim
+ Ne var Zeze? - Hiç. Şarkı söylüyordum. + Şarkı mı söylüyordun. - Evet. + Öyleyse ben sağır olmalıydım. İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim. s. 2 "Acılarım kaç gün sürecek Portuga?" "40 gün." "40 gün sonra geçecek mi?" "Hayır, alışacaksın..." s. 2 Şarkı söylemek de istemiyordum. İçimde şarkı söyleyen kuşum havalanmıştı. s. 6 Beni bilmiyordu. Ben onun için tanıdık bir yabancıydım. Beni unutmuştu. s. 8 Bazen beklemek lazım, en güzeli için. s. 8 İnce düşünen incinir. s. 8 “Totoca, çocuklar emekli midirler?” “Ne?” “Edmundo Dayı hiçbir iş yapmıyor ama para alıyor. Yani çalışmıyor ama belediye ona her ay para ödüyor.” “Bunda şaşılacak ne var?” “Çocuklar da bir şey yapmıyorlar; yemek yiyorlar, uyuyorlar, sonra da analarıyla babalarından para alıyorlar.” s. 9 Ne hüzün öldürür insanı ne de hasret. s. 9 "Ağlıyorsun..." "Geçer. “ s. 45 Hiçbir şey beklemiyorum. B...

Biraz İnanç, Mitch Albom

Resim
İnanç, uygulamayla ilgili bir şeydir. Sen nasıl yaşarsan öylesindir, neye inandığın önemli değildir. s. 49 Bizler beraber yaşıyoruz. Birisi bir hata yaparsa, diğerinin onu uyarması gerek. s. 65 Sona ulaştığın yer, Tanrı inancının başladığı yerdir. s. 81 Dinlerin çoğu savaşa karşıdır, ama din kadar hiçbir şey için savaşılmamıştır. s. 91 Depresyon dediğimiz şeyin büyük bir kısmı aslında tatminsizlikten kaynaklanıyordu. s. 99 "Anlamıyorum," dedi babasına öfkeyle. "Sen dindar bir adamsın, kuzenin değil. Sen her gün dua ediyorsun, o etmiyor. Onların istedikleri her şeyleri var ve bizim hiçbir şeyimiz yok!" Babası başını sallayıp Yiddiş dilinde hafif şarkı söyler gibi cevap vermişti. "Tanrı ve verdiği kararlar doğrudur. Tanrı kimseyi durduk yere cezalandırmaz. Tanrı ne yaptığını bilir." s. 114 Bütün dünyayı kazanıp ruhunu kaybeden bir adamın kazancı nedir? s. 116 Yarın için endişelenmeyin, çünkü yarın kendisi için endişelenir. s. 135

Lila, Marilynne Robinson

Resim
İnsan olup bitenlerin öyle ya da böyle sona ereceğini bildiğinde, bunlardan bir an önce kurtulmayı isteyebilirdi. s. 27 Bu dünyada şuracıkta yanımda oturmasını arzuladığım tek insan sensin. Düşündüğüm bir şey değil bu, bildiğim bir şey. Sanırım hiçbir şeyi açıklamaya yetmiyor yine de. s. 34 “Bu eski evde epey üzüntü yaşanmıştır” dedi adam. “Kimisi bana aittir. Kimisi de bana ait olsun istediklerim.” s. 39 Böylesine güzel bir varlığın, böylesine kısa ömürlü oluşuna ağladık. s. 43 Bir hayatın suretiydi yaşadığı, çünkü bu hayatta yapayalnızdı. s. 86 Kahrolası yalnızlıkla gül gibi geçinip gidiyordum ben. Hayatımın geri kalanına o şekilde devam etmeyi düşünüyordum. Derken o sabah seni gördüm. Yüzünü gördüm. s. 105

Sahilde, Ian McEwan

Resim
  “…acımasız bir kişilik, yalın fırsatçılık ve şans, milyonların kaderini değiştirebilirdi…” s. 13   Aşık olmak ve bunu söylemek bir özgürlüktü. s. 40   Kendisinin hissettiği, hem acı hem de zevk veren ayrıksılığı bir başka kişinin de hissedebileceği hiç aklına gelmiyordu. s. 49   İnsanın bedeninin bazen duygularına dair yalan söylememesi ya da söyleyememesi utanç verici. Görünüşü kurtarmak için kim kalbinin atışlarını yavaşlatabilmiş ya da yüzünün kızarmasının önüne geçebilmiş ki? s. 55   Tarihimiz ve doğamız bizi her zaman yok olmamızın düşünü kurmaya mahkûm etmez miydi? s. 73   Elindeki pantolon ağır geliyor, gülünç görünüyordu, bir ucundan birleşmiş bu paralel uzayan kumaş borular, son yüzyılın bu zorunlu modası. Onları giyerse toplum içine, sorumluluklarına ve utancının gerçek derecesine geri dönecekmiş gibi geliyordu. s. 81   Bir hayatın bütün gidişi işte böyle değiştirilebilirdi — hiçbir şey yapmayarak. s. 101

Orlando, Virginia Woolf

Resim
Bir erkeği düşündüğü sürece, bir kadının düşünmesine kimse itiraz etmez. s. 8 Her şey şiddete dayalıydı. Çiçekler açar ve solardı. Güneş doğar ve batardı. Âşık sever ve giderdi. s. 29 Her şeyin sonu ölüm. s. 39 Bir göktaşı gibi parlayıp ardında toz bile bırakmamaktansa, hiç tanınmayıp ardında bir kemer, bir bağ evi, üzerinde şeftaliler olgunlaşan bir duvar bırakmak çok daha iyiydi. s. 81 İnsanın en büyük tutkusu, başkalarını kendi inandığı şeye inandırmaktır. Kendisinin değer verdiği bir şeye başkalarının hiç değer vermemesi kadar mutluluğunu kökünden sarsan, içini öfkeyle dolduran bir şey olamaz. s. 119 “Büyüyorum,” diye düşündü, mumunu eline alırken. “Hayallerimi kaybediyorum, belki de yenilerini edinirim” s. 139 Belki insan ancak göremediği şeylere tüm yüreğiyle inanır. s. 147 Üzerinde yürüdüğümüz dünya kavrulmuş kor halini alır. Bastığımız sönmemiş kireçtir ve alev alev parke taşları ayaklarımızı yakar. Gerçektir bizi mahveden. Hayat bir düştür. Uyanmak bizi öldürür. Düşlerimizi ça...

Semerkant, Amin Maalouf

Resim
Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar. s. 16 Gerçek, iki yüzlüdür. İnsanlar da öyle. s. 55 İnsanların kim oldukları sade adlarından mı anlaşılır sanıyorsun? Bakışlarından, yürüyüşlerinden, konuşma biçimlerinden de anlaşılır. s. 68 Cennet de cehennem de senin içinde. s. 93 Soyunu sürdürmeyi reddetmesinin nedeni, varoluşun ona taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak gözükmesiydi. “Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana” deyip dururdu. s. 103 Onca düş kırıklığı onca pişmanlık, başka türlü yaşamak istediğim onca şey! s. 117 Ölümle ittifak yapan hiçbir dava haklı olamaz. s. 122 İstediğin kadar şatafata gömül, insanlık halinin sefaletinden kurtulamazsın. s. 143 “Sevmeyi bilmiyorsan şayet, neye yarar güneşin doğması ve batması?” s. 157 Keyfi idareye bırakılmış bir ülkede insanın hayatını dürüstçe kazanamayacağını anladım. s. 194 Ben, şayet yazılmamışsa, hiçbir yaprağın ağacından kopmayacağına inanırım. s. 218 Öyle anlar vardır ki vereceğin her karar kötüdür. Kötüler arasında, sana en az pişman...

Lady Susan, Jane Austen

Resim
Kibir ve aptallığın bir araya geldiği yerde izlenmeye değer bir rol yoktur. s. 14 Zaten birini sevmek istemiyorsan her zaman bahane bulabilirsin. s. 24 Küstah bir ruha boyun eğdirmekte, seni sevmeyeceğine baştan karar vermiş birine üstünlüğünü kabul ettirmekte tadına doyulmaz bir lezzet var. s. 33 Genç erkekler kararlarında genelde aceleci olurlar ve kararlarına tutunmakta da bir o kadar dengesizdirler. s. 63 Velhasıl, kişi yalan üstüne yalan söyleyince tutarlı olması imkansız oluyor. s. 68 İtham edilerek aşağılandıktan sonra iltifatlarla yumuşayan kadın da aptaldır. s. 86 Ne kadar küçük düşürücü bir cezanın mahkumu olduğumu ve derhal ve sonsuza kadar sizden ayrılmam gerektiğini anladım. s. 93 Sonu hayal kırıklığı olacak bir sevinci ne kadar az duyarsanız o kadar iyi. s. 99

Simyacı, Paulo Coelho

Resim
Bir düşü gerçekleştirme olasılığı yaşamı ilginçleştiriyor. s. 27 Bizi görmek istedikleri gibi değilsek canları sıkılır. s. 32 En kusursuz cinayet, yaşama sevincini öldürmektir. s. 53 Ve bütün dünyayı kucaklayamayacak kadar küçük biri olduğum için, sahip olduğum az bir şeyi her zaman korumaya çalışacağım. s. 56 Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor. Artık hayattan bir şey beklemiyorum. s. 76 Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun. s. 106 İnsan sevince nesneler daha çok anlam kazanıyor. s. 122 - Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım? - Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir. - Bir hain olsa da mı? - İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın....

Seneler, Annie Ernaux

Resim
"Var olmak susamadan kendini içmektir." Sartre s. 15 İnsanların ölmesi sarsmıyordu bizi. s. 32 Fazla okumak insana kafayı yedirirdi. s. 42 Hiçbir şey, ne zeka, ne eğitim, ne güzellik, hiçbir şey bir kızın cinsel itibarı, yani evlilik piyasasındaki değeri kadar önem taşımıyordu. s. 69 Evleninceye kadar, aşk hikayeleri milletin meraklı bakışları ve yorumları altında yaşanırdı. s. 69 Kendisini hiçbir yere ait hissetmiyor, bilginin ve yazının dünyası hariç. s. 82 İnsanlar bütün bu nesnelerin bir işe yarayıp yaramadığını, onlara ihtiyaç duyup duymadıklarını sorgulamıyor, sadece sahip olmayı arzuluyor ve hepsini derhal almaya yetecek kadar para kazanamamanın sıkıntısını çekiyorlardı. s. 84 Gittikçe daha hızlı ve çok şeyin hayatımıza girmesi, geçmişi geriye atıyordu. s. 84 Her okuduğu kitapta, o da kendi hayatını böyle anlatabilir miydi acaba diye geçiriyor içinden. s. 94 Başka türlü düşünmek, başka türlü konuşmak, yazmak, çalışmak, başka türlü var olmak: Her şeyi denemekle hiçbir ş...

Sofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder

Resim
K ierkegaard için kaygı neredeyse olumlu bir şeydir. Kişinin bir varoluşsal durumda bulunduğunu gösterir. Bu kişi daha yüksek bir aşamaya sıçrama yapıp yapmayacağına kendi karar verebilecektir. s. 21 Filozoflardan ve düşüncelerinden söz ederken hep erkekleri kastettim aslında. Çünkü felsefe tarihi de erkeklerin damgasını taşıyor. Bunun nedeni de, kadının hem kadın hem de düşünen bir varlık olarak insanlık tarihi boyunca hep ezilmiş, baskı altında tutulmuş olması. Kötü bir şey bu, çünkü birçok önemli deneyimin yitip gitmesine neden oluyor. Ancak bizim yüzyılımızda kadınlar felsefe tarihine tam anlamıyla adım atabildi. s. 39 Eğer filozofun kastettiği, bu dünyadaki her şeyi bilemeyeceğinin farkında olan bir kişinin, aslında az şey bildiği halde çok bildiğini sanan birinden daha akıllı olduğuysa, bu görüşe katılmak için çok düşünüp taşınmak gerekmezdi. s. 71 Sokrates'in bir gün pazarda bir tezgahın önünde durup şöyle dediği anlatılır: "Ne kadar da çok şey var hiç mi hiç işime yara...

Yalnız Kadınlar Arasında, Cesare Pavese

Resim
Sadece kadınlar birtakım fedakârlıklarda bulunuyor. s. 13 İnsan, giyinip kuşanmak için para kazanan tek hayvan. s. 18 Acı çekmek ve yoktan var olmak her zaman şart mı? s. 18 Başkasını kendimizden çok sevemeyiz. Kendini kurtarmayanı kimse kurtarmaz. s. 21 Şiirsel sözler boşlukta yankılanmalı. s. 24 Yaşlılardan korkuyorsanız, yaşamaktan korkuyorsunuz demektir. s. 25 Sevişen kişi maskesini çıkarır. Çıplak kalır. s. 27 "Ona göre, ancak kim olduğumuzu bilirsek başkalarıyla kaynaşabilirdik. "Buradakiler artık ne kim olduklarını biliyorlar, ne de ne istediklerini," dedi. "Eğlenmeyi bile beceremiyorlar. Tartışmayı bilmiyorlar, bağırıyorlar. Yaşlıların kusurlarına sahipler, ama yaşlıların deneyiminden yoksunlar..." s. 37 Mesele şu ki bir kadın çocuk yapınca, artık kendisi olmaz. Birçok şeyi kabul etmesi gerekir, evet demesi gerekir. Peki, evet demeye değer mi? s. 40 "Gözlerinin içine bakmak yeter,” dedi. “Gözlerde her şey vardır.” s. 60 Bütün kapılar, yataklar, pe...

Katlanılmaz Sığırtmaç, Roberto Bolaño

Resim
Mezarlıklar sonsuzluğun aslına uygun kopyası. s. 35 Polis nedir? Davranışlarının hesabını kimseye vermek zorunda olmayan, tek bir sözcükle ifade edecek olursak dokunulmazlığın keyfini sürendir. s. 49 Tüm taklitler iskambil kağıtlarından yapılmış bir kule misali devrilirler. s. 53 Fareler fareleri yemez. s. 65 Belki tutku -diğer insani duygulara kıyasla- daha kısa ömürlü olduğundan, belki de arzu nesnesine fazla maruz kaldığımızdan hepimiz nihayetinde hayran olduğumuz şeyin kurbanına dönüşürüz. s. 78 İnsanların kendilerinden başka bir şeyi dert ettikleri yok, diye düşündü ciddiyetle. s. 95 Nasıl ki sözcüklerim varsa sessizliğim de var. s. 109 Kitaplar bitimlidir, cinsel münasebetler bitimlidir, gelgelelim okuma ve sevişme arzusu bitimsizdir, ölümümüzü, korkularımızı, barış umutlarımızı bile aşar. s. 125 Sıkıntı çölündeki bir dehşet vahasıdır. Modern insanın hastalığına bundan daha iyi bir teşhis konmamıştır. s. 130 İstediğini söyleyeceksen istemediğini de duyacaksın. s. 146 Beynimizin...

Profesör Y İle Konuşmalar, Louis-Ferdinand Céline

Resim
Yıllarca canını dişine takacaksın, teslim olmayacaksın, keşiş gibi sabredeceksin, ha bir de ne tabii, şansın da yaver gidecek arada! Hadi belki o zaman, hani kuş kadar, bir gıdım bir coşku nasip olur adama. s. 27 Övgüye layık hiçbir şey yapmadınız mı şu hayatta? s. 41 Ağızlara layık, enfes bir baharattır argo. Fakat elinin ayarı bir kaçtı mı, mahvedersin yemeği! s. 47 Millet bayılır oturduğu yerden bir şeyler öğrenmeye! s. 50 Olağanüstü bir hafızaya sahip olmanın böbürlenecek bir tarafı yok aslında. Hatıralarla dolup taşıyor kafa, işin yoksa ayıkla hepsini, eh sonra dakka başı, durduk yere aklına geliyorlar. Sonra da neticede... son tahlilde... şöyle bir yığıyorsun hepsini üst üste... bir bakıyorsun, hatırlanmaya değecek bir bok da yokmuş ortada. s. 56 O mekanik zımbırtılar hayatı öldürüyor, hayatı! s. 57 Dünyada yalnızca 'karnı kazınanların' gözüne uyku girmez, gerisi horul horul uyur. Ertesi günü dert etmeyen bütün insanlar uyur. s. 59