Kayıtlar

Fransız Edebiyatı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Son Mektup, André Gorz

Resim
Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. s. 11 “Kendi kendime şöyle dedim: Biz birbirimizi anlamak için yaratılmışız.” s. 14 Yargılarının doğruluğu konusunda sarsılmaz bir güven taşıyordun. bu güven nerden geliyordu sana? s. 14 Zevkin alınan ya da verilen bir şey olmadığını seninle anladım. Kendini verme ve ötekinden kendisini isteme biçimiydi zevk. Kendimizi bütünüyle birbirimize verdik. s. 15 Seninleyken beni çeken şey, beni başka dünyaya sokmandı. s. 15 "Erkekler ilişkiyi bitirmeyi beceremiyorlar" diyordun. "Kadınlar ayrılığın kesin olmasını tercih ediyorlar." s. 25 Yazarın asıl amacı yazdığı şey değildir. Asıl amacı yazmaktır. s. 30 Bana hayatın zenginliğini  gösteriyordun ve ben senin aracılığınla bu zenginliği seviyordum. s. 52 Seksen iki yaşına yeni girdin. Hâlâ güzel, çekici, arzu uyandı...

Kayıtsız Adam, Marcel Proust

Resim
... içinde olan biteni, kendisinden çekip koparılmış olan şeyi sezdiğinde anlayacaktı ancak. s. 32 Ona duyduğu aşkın nedenleri Madeleine'in kendisinden kaynaklanıyordu; ... s. 37 Onun yüzü, gülümsemesi, duruşu diğerlerinden daha hoş olduğu için sevmiyordu onu, tam da onu sevdiği için hiçbir yüzü, hiçbir gülümsemeyi, hiçbir duruşu onunki kadar hoş bulmadığı için seviyordu onu. s. 37 ... ona karşı bu son cilvesini esirgedi, kendine karşı bu son mağrurluğunu korudu. s. 39 Son anda, oraya vardığında onu harekete geçiren şey, gerçeği öğrenme arzusundan çok, Lepré'den başkalarına bahsetme ihtiyacıydı, onsuz olduğu her yerde onu boş yere anmanın bu üzücü cazibesiydi. s. 41 Eğer anlamak isteseydi, onu sevdiğini anlamasına yetecek kadarını söylemişti Madeleine. s. 44 Madeleine tek bir söz bekliyordu; Lepré söylemedi ve kadın ona şöyle dedi;  - Elveda! s.44

Sessiz Bir Ölüm, Simone de Beauvoir

Resim
Başkalarının derdine koşarak çok ömür geçirdim," demişti; "Artık yalnız kendini düşünerek yaşayan o bencil yaşlı hanımlardan biri olacağım. s. 27 İnsan her yaşta öğrenir. s. 57 Beklersek hiçbir zaman gidemeyiz. s. 68 Çok öcü vardı alınacak, çok yarası vardı sarılacak. s. 79 Ne kadar yalnızdı! Ona dokunuyordum, onunla konuşuyordum ama acısına sokulabilmek olanaksızdı. s. 95 Beni tasalandıran, hiçbir şeyin umurumda olmaması. s.99 Sevdiğimiz bir kişi öldüğü zaman, sağ kalmak suçunun kefaretini, yüreğimize işleyen yeğin bir pişmanlıkla öderiz. s. 111 Nesnelerin gücü, bilinen şeydir: Yaşayış bunlarda donuverir, katılaşıverir; hiç erişmediği ölçüde bir gerçeklik niteliği kazanır. s. 117

Şahane Bir Mutsuzluk, Boris Cyrulnik

Resim
Çünkü incinen her insan başkalaşır. s. 2 Mutsuzluk hiçbir zaman katıksız saflıkta değildir, mutluluk da öyle. s. 2 Tarihçemiz bir yazgı değildir. Yazılan şey uzun süre kalıcı olmaz. Bugünün gerçeği yarın öyle olmayacaktır çünkü insana özgü belirlenimcilikler hep kısa vadelidir. s. 7 Yaşam ne kadar zorlaşırsa onu katlanması zor bulma ihtimalimize de artacaktır. Ancak acı ve üzüntü, bunalım belirtisi değildir. s. 7 Kişinin darbe yiyen tarafı acı çekip kangren olurken, daha iyi korunmuş, hala sağlıklı olan ama daha gizli bir yerde bulunan öteki parçası, çaresizliğin verdiği enerjiyle yaşamına biraz anlam ve bir parça mutluluk katabilecek her şeye tutunur. Y ani yaşanan felakete ayak uydururken kangren ve güzellik, gübre ve çiçek bir aradadır. s. 13 Hiçbir mutsuzluk şahane değildir. Buzdan bir çirkef, kapkara bir çamur, acı verici bir yaradır o ve bizi bir seçime zorlar: Ya boyun eğeceğiz ya da üstesinden geleceğiz. Dayanıklılık, bu darbeyi yedikten sonra onu aşabilmeyi başaranların gücünü...

Kitleler Psikolojisi, Gustave Le Bon

Resim
Bireylerin bilinçli faaliyetinin yerine geçen kitlelerin bilinçsiz eylemi, içinde bulunduğumuz çağın alametifarikalarından biridir. s. 9 Medeniyetlerin yenilenmesinin kaynağı olarak önem teşkil eden değişiklikler, yalnızca fikirlerde, kavramlarda ve inançlarda devinen değişikliklerdir. s. 15 İlk yapılan telkin derhal sirayet yoluyla bütün zihinlere kendisini kabul ettirir ve hemen yönünü belirler. Telkin olunan kimselerde sabit fikir fiil haline gelmeye hazırdır. s. 19 Deneyim onlara, insanların hiçbir zaman saf aklın kılavuzluğunda hareket etmediğini öğretmemiştir henüz. s. 22 Kendi duygularında uçlara varan kitle yalnızca aşırı duygulardan etkilenir. Kitleyi baştan çıkarmak isteyen bir konuşmacı, şiddetli ifadeleri istismarcı bir şekilde kullanmalıdır. Abartma, onama, tekrarlama ve asla akıl yürütme yoluna başvurmama: Bunlar, kamusal mitinglerde söz alan konuşmacıların bilinen argümantasyon yöntemleridir. s. 52 Yalnızca ilahi bir varlığa tapınıldığında değil; ruhun tüm kaynakları, ir...

Yakalanan Zaman, Marcel Proust (7)

Resim
Sevdiğimiz kadın genellikle bütün ihtiyaçlarımızı karşılamaz, biz de onu sevmediğimiz bir kadınla aldatırız. s. 13 Oysa sevmenin, tıpkı masallardaki büyüler gibi bir büyü olduğunu ve büyü kaldırılıncaya kadar hiçbir şey yapılamayacağını tecrübeyle öğrenmiş olmam gerekirdi –tecrübeyle öğrenmek mümkünse eğer. s. 16 Tıpkı ölüm döşeğindeki adamın işinin bittiğini hissetmesi gibi, bir ordu da galibiyetini içinde hisseder. s. 60 Kaderimiz bazen beklediğimizden farklı olabilir. s. 69 Keder kalpte taşınır. s. 79 Ama sence, yıldızlarla bütünleşmişken, saldırıya geçmek veya tehlikenin geçtiği sinyalinin ardından yere inmek için tekrar ayrıldıkları kıyamet ânı, yıldızlar bile yörüngelerinden çıkmışken daha da güzel değil mi? s. 84 Tanrı'nın işlerine akıl sır ermez. Bazen, bir salihin üstünlüğünün sarsılmasını engellemek için sıradan bir insanın kusurunu kullanır. s. 143 Bir mala bağlılık, malın sahibine daima ölüm getirir. Sahip olduğumuz bilinç, çağımıza has değil, her çağda mevcuttu...

Albertine Kayıp, Marcel Proust (6)

Resim
(...) sağlıkları yerindeyken ölümü düşünen kişiler de, ölümden korkmadıkla­rını zannederler, aslında yaptıkları, ölümün yaklaşmasıyla değişecek olan bir sağlık halinin ortasına, tamamen olumsuz bir düşünceyi sokmaktır. s. 11   Hayalgücü, bilinmedik bir durumu canlandırmak için, bildik unsurlardan yararlanır ve bu yüzden de, bilinmedik durumu canlandıramaz. Ama duyarlılık, en fiziksel şekliyle bile, yeni olayın uzun süre silinmeyen, özgün imzasını, çatallı bir yıldırım çizgisi misali taşır. s. 12   Dışarıdan dayatılan manevi bir darbenin uzantısı olan acı, şekil değiştirmek ister; planlar yapıp bilgi toplamaya çalışarak onu buharlaştıracağımızı umut ederiz; sayısız başkalaşım evre­sinden geçmesini dileriz, çünkü bu, acıyı olduğu gibi korumak kadar cesaret gerektirmez; acımızla birlikte uzandığımız yatak bize daracık, sert, soğuk gelir. s. 17   Bir bakış bakar, kaybolur bütün acılar. s. 24   Uyanır uyanma...

Mahpus, Marcel Proust (5)

Resim
Hayat, kaçınılmaz gibi görünen bir ıstıraptan bizi bir kere daha koruyacaksa eğer, bunu farklı koşullarda, hatta bazen bahşedilen lütuflar arasında özdeşlik kurmanın neredeyse günah sayılabileceği kadar zıt koşullarda gerçekleştirir! s. 8 Gerçeklik, meçhule giden yolda bir ilk adımdır sadece ve bu yolda pek fazla ilerlememiz mümkün değildir. s. 21 İnsan yeni bir memlekete adım attığı anda çalışmaya başlamaz, önce o memleketin koşullarına alışması gerekir. Benim için de her gün, farklı bir memleketti. s. 72 Zaten aşk tedavisi olmayan bir hastalıktır; romatizmanın ancak yerini sara nöbetini andıran migren nöbetlerine bırakmak üzere hafiflediği kimi kronik hastalık eğilimlerine benzer. s. 76 Mutluluklarını kalıcı zanneden insanların kaygısızlığı içindeydim. s. 77 Dört bir yanımızda ihtimallerin sonsuz alanı uzanır; gerçek, tesadüfen karşımıza çıkacak olsa, ihtimallerin o kadar dışında yer alır ki, ani bir şaşkınlıkla, önümüzde yükselen duvara çarpıp geriye devriliriz. s. 82 Ne tuhaftır ki...

Sodom ve Gomorra, Marcel Proust (4)

Resim
Her insanın kusuru, varlığı bilinmedikçe görünmez olan cin gibi, kendisine eşlik eder. s. 17 Her şeyde aşırılık hatadır. s. 43 En normal çiftlerin dahi, sonunda ne kadar birbirlerine benzediklerini, hatta bazen özelliklerini karşılıklı takas ettiklerini fark etmeyen var mıdır? s. 47 Bir şaheseri bozmak, yaratmaktan çok daha zordur. s. 59 Uygarlığın yeni gelişmeleri, insanların hiç tahmin edilmeyen meziyetler veya yeni kusurlar sergilemesine imkân vererek, dostlarının onları daha çok sevmesine veya kendilerine tahammüllerinin azalmasına yol açar. s. 123 İnsan bekleyiş içindeyken, arzuladığı şeyin yokluğundan ötürü o kadar ıstırap çeker ki, bir başka mevcudiyete tahammül edemez. s. 123 (...) bekleyiş içinde olduğumuz zaman, sesleri toplayan kulaktan, sınıflandırıp çözümleyen zihne ve oradan da, sonuçlarını bildirdiği kalbe yapılan çifte yolculuk o kadar süratlidir ki, süresini fark edemeyiz bile, doğrudan kalbimizle dinliyormuşuz gibi gelir bize. s. 124 (...) ne var ki insanlar, biz kend...

Guermantes Tarafı, Marcel Proust (3)

Resim
Birtakım nesneleri, kişileri, başkalarından ayırt edip bir atmosfer yaratabilmeyi ancak hayal gücü ve inanç başarabilir. s. 30 Oysa şimdi, tıpkı uzaktan bakılınca lacivert taşından oluşmuş gibi görünen, ama yakınına gelince bütün nesnelerle aynı sıradan görüş alanına giren bir tepe gibi, bütün bunlar mutlakların dünyasından çıkmış, diğerlerine benzer şeyler haline gelmişti; s. 43 ... samimiyetle dinlediğimiz takdirde, bizi en çok hayal kırıklığına uğratan eserler, gerçekten güzel olanlardır; çünkü fikirler koleksiyonumuzda, özel bir izlenime karşılık olabilecek bir fikir yoktur. s. 47 Bizler, bir dünyada hisseder, başka bir dünyada düşünür ve adlandırırız; iki dünya arasında bir uyuşma sağlayabilir, ama aradaki mesafeyi kapatamayız. s. 47 Hüzün, doğduğumdan beri her yeni odanın, yani her odanın yaydığı, solunması imkânsız bir koku gibiydi; yaşadığım odada ise, ben yoktum; düşüncem başka bir yerde kalır, yerine alışkanlığı gönderirdi. s. 77 Ama hatıralar, kederler, devirgendirler. Bazı ...

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (2)

Resim
Eskiye dayanan fikirlerimiz gözlerimizi de, kulaklarımızı da tıkar. s. 8 Ne var ki, bir şeyin gerçekliğine inandığımızda, onu görebilmek için yapay bir vasıta kullanmak, yakınımızda hissetmekle bir değildir. s. 24 Birincisi, ben her gün kendini henüz el değmemiş, ancak ertesi sabah başlayacak olan hayatımın eşiğinde sayarken, hayatımın aslında başlamış olduğu, daha da önemlisi, bundan sonraki kısmının, öncekinden pek farklı olmayacağıydı. Aslında birinci şüphenin başka şekli olan ikinci şüphe ise, zaman'ın dışında yer almadığım, onun yasalarına tabi olduğum şüphesiydi. s. 56 Sadece gülümsemesini hatırlıyordum. Hatırlamak için gösterdiğim her türlü gayrete rağmen, bu sevgili yüzü tekrar göremiyor. s. 60 Hayat, seven insanların daima bekleyebileceği mucizelerle doludur. s. 69 İnsan ezelden beri sevdiği birini nasıl unutur? s. 101 Başkalarının ne düşündüğünden bana ne? Duygulara ilişkin konularda başkalarıyla ilgilenmek bence çok abes. İnsan kendisi için hisseder, elalem için değil. s...

Swanlar’ın Tarafı, Marcel Proust (1)

Resim
Benim içimde de, daima var olacağını zannettiğim birçok şey oldu, onların yerini alan yenileri ise, o sırada tahmin edemeyeceğim yeni üzüntüleri ve yeni mutluluklara yol açtılar; buna karşılık eski üzüntülerimi ve mutluluklarımı da şimdi anlamakta güçlük çekiyorum. s. 40 Çiçeklerle yaslandıkları kararmış taş arasında gözlerim bir mesafe göremese de, zihnim bir uçurum görüyordu. s. 63 Kendimize daima ruhumuz tarafından kuşatılmış gibi hissetsek de, bizi çevreleyen bu ruh sabit bir hapishane değildir; daha ziyade, ruhumuzu aşmak, dışarıya ulaşmak için sürekli hamleler yaparak, onunla birlikte, bir hayal kırıklığı içinde sürüklenir, etrafımızda hep dışarıdan bir yankı değil de, içimizdeki bir titreşimin çınlaması olan ve hiç değişmeyen bir tını işitir gibiyizdir. s. 84 Akıp gider, uzun sürmez mutluluğu kötülerin. s. 104 O yaşta, haz, bir kadına yaklaşırken güdülen amaç, önceden hissedilen heyecanın sebebi olarak zihinde tek başına, ayrı, dile getirilmiş bir halde mevcut değildir bile. On...

Semerkant, Amin Maalouf

Resim
Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar. s. 16 Gerçek, iki yüzlüdür. İnsanlar da öyle. s. 55 İnsanların kim oldukları sade adlarından mı anlaşılır sanıyorsun? Bakışlarından, yürüyüşlerinden, konuşma biçimlerinden de anlaşılır. s. 68 Cennet de cehennem de senin içinde. s. 93 Soyunu sürdürmeyi reddetmesinin nedeni, varoluşun ona taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak gözükmesiydi. “Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana” deyip dururdu. s. 103 Onca düş kırıklığı onca pişmanlık, başka türlü yaşamak istediğim onca şey! s. 117 Ölümle ittifak yapan hiçbir dava haklı olamaz. s. 122 İstediğin kadar şatafata gömül, insanlık halinin sefaletinden kurtulamazsın. s. 143 “Sevmeyi bilmiyorsan şayet, neye yarar güneşin doğması ve batması?” s. 157 Keyfi idareye bırakılmış bir ülkede insanın hayatını dürüstçe kazanamayacağını anladım. s. 194 Ben, şayet yazılmamışsa, hiçbir yaprağın ağacından kopmayacağına inanırım. s. 218 Öyle anlar vardır ki vereceğin her karar kötüdür. Kötüler arasında, sana en az pişman...

Kıskançlık, Marcel Proust

Resim
Ben ki tek bir bedende birçok Albertine’i tanıdığım halde sanki yanı başıma uzanmış daha ne Albertine’ler görürdüm. Hiç görmediğim şekilde kavislenen kaşları, göz çukurlarını bir masal kuşunun müşfik yuvası gibi çevrelerdi. Yüzünde soylar soplar günahlar dinlenirdi. Başını her çevirişinde, çoğunu benim tahayyül edemeyeceğim, yepyeni kadınlar yaratırdı kendinden. Bana öyle gelirdi ki bir değil, sayısız genç kıza sahibim. s. 13 İnsan minik kuşunun adımlarını bin kişinin içinden seçmez olur mu? s. 20 Kalıcı mutluluğa inananların gamsızlığı içindeydim. s. 23 İnsan yeni bir ülkeye ayak basar basmaz da çalışmaya koyulamaz ki, koşullara uyum sağlaması gerekir önce. Benim içinse her gün başka bir ülkeydi. Bizzat kendi tembelliğim bile kılıktan kılığa bürünürken nasıl teşhis edebilirdim ki onu? s. 25 Nitekim aşk deva bulmaz bir hastalıktır, tıpkı romatizma ataklarının ancak yerini migren nöbetlerine bırakmak üzere biraz soluk aldırdığı şu müzmin hastaların haline benzer. s. 29 Gariptir ki ilk ...

Seneler, Annie Ernaux

Resim
"Var olmak susamadan kendini içmektir." Sartre s. 15 İnsanların ölmesi sarsmıyordu bizi. s. 32 Fazla okumak insana kafayı yedirirdi. s. 42 Hiçbir şey, ne zeka, ne eğitim, ne güzellik, hiçbir şey bir kızın cinsel itibarı, yani evlilik piyasasındaki değeri kadar önem taşımıyordu. s. 69 Evleninceye kadar, aşk hikayeleri milletin meraklı bakışları ve yorumları altında yaşanırdı. s. 69 Kendisini hiçbir yere ait hissetmiyor, bilginin ve yazının dünyası hariç. s. 82 İnsanlar bütün bu nesnelerin bir işe yarayıp yaramadığını, onlara ihtiyaç duyup duymadıklarını sorgulamıyor, sadece sahip olmayı arzuluyor ve hepsini derhal almaya yetecek kadar para kazanamamanın sıkıntısını çekiyorlardı. s. 84 Gittikçe daha hızlı ve çok şeyin hayatımıza girmesi, geçmişi geriye atıyordu. s. 84 Her okuduğu kitapta, o da kendi hayatını böyle anlatabilir miydi acaba diye geçiriyor içinden. s. 94 Başka türlü düşünmek, başka türlü konuşmak, yazmak, çalışmak, başka türlü var olmak: Her şeyi denemekle hiçbir ş...

Profesör Y İle Konuşmalar, Louis-Ferdinand Céline

Resim
Yıllarca canını dişine takacaksın, teslim olmayacaksın, keşiş gibi sabredeceksin, ha bir de ne tabii, şansın da yaver gidecek arada! Hadi belki o zaman, hani kuş kadar, bir gıdım bir coşku nasip olur adama. s. 27 Övgüye layık hiçbir şey yapmadınız mı şu hayatta? s. 41 Ağızlara layık, enfes bir baharattır argo. Fakat elinin ayarı bir kaçtı mı, mahvedersin yemeği! s. 47 Millet bayılır oturduğu yerden bir şeyler öğrenmeye! s. 50 Olağanüstü bir hafızaya sahip olmanın böbürlenecek bir tarafı yok aslında. Hatıralarla dolup taşıyor kafa, işin yoksa ayıkla hepsini, eh sonra dakka başı, durduk yere aklına geliyorlar. Sonra da neticede... son tahlilde... şöyle bir yığıyorsun hepsini üst üste... bir bakıyorsun, hatırlanmaya değecek bir bok da yokmuş ortada. s. 56 O mekanik zımbırtılar hayatı öldürüyor, hayatı! s. 57 Dünyada yalnızca 'karnı kazınanların' gözüne uyku girmez, gerisi horul horul uyur. Ertesi günü dert etmeyen bütün insanlar uyur. s. 59

Cennet Cehennem Araf, Laurent Quintreau

Resim
Hiçbir şeyin kazanılmış olmadığı ve her zaman daha iyisini yapabilecek sınırları zorlayabilecek olduğumuz gerçeği. s. 51 Merhametten her şeyden daha fazla nefret ederim, Nietzsche’ye katılıyorum, sefil bir duygudur, ukala kuzu kartala kartal olduğu için, yani onu yediği için, yani ondan daha kötü olduğu için sitem eder, oysa ki kuzu, kartalı yemediği için iyidir, işte kölelerin ahlakı da böyledir, merhamet ahlakı evrensel kural haline geldi. s. 63 İnsanoğlu atomların, moleküllerin ve elektrokimyasal akımların bayağı bir şekilde bir araya gelmesinden başka nedir ki bazıları diğerlerinden daha iyi çalışır. s. 81 Bu gözlerini para hırsı bürümüş adamların bakışlarında bir makinedekinden daha fazla insaniyet görmüyorum. s. 87 Hayat bir drama değil, her şey bir şekilde hallolur. s. 112 Bu kadar kucaklayıcı ve cömert yeryüzünde biz sadece kiracıyız, bunu unutmamalıyız, asla unutmamalıyız. s. 113 Hayatı sevmek için ölümle burun buruna gelmem gerekti. s. 113 E n büyük avcılar her zaman için en ...