Kayıtlar

Marcel Proust etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kayıtsız Adam, Marcel Proust

Resim
... içinde olan biteni, kendisinden çekip koparılmış olan şeyi sezdiğinde anlayacaktı ancak. s. 32 Ona duyduğu aşkın nedenleri Madeleine'in kendisinden kaynaklanıyordu; ... s. 37 Onun yüzü, gülümsemesi, duruşu diğerlerinden daha hoş olduğu için sevmiyordu onu, tam da onu sevdiği için hiçbir yüzü, hiçbir gülümsemeyi, hiçbir duruşu onunki kadar hoş bulmadığı için seviyordu onu. s. 37 ... ona karşı bu son cilvesini esirgedi, kendine karşı bu son mağrurluğunu korudu. s. 39 Son anda, oraya vardığında onu harekete geçiren şey, gerçeği öğrenme arzusundan çok, Lepré'den başkalarına bahsetme ihtiyacıydı, onsuz olduğu her yerde onu boş yere anmanın bu üzücü cazibesiydi. s. 41 Eğer anlamak isteseydi, onu sevdiğini anlamasına yetecek kadarını söylemişti Madeleine. s. 44 Madeleine tek bir söz bekliyordu; Lepré söylemedi ve kadın ona şöyle dedi;  - Elveda! s.44

Yakalanan Zaman, Marcel Proust (7)

Resim
Sevdiğimiz kadın genellikle bütün ihtiyaçlarımızı karşılamaz, biz de onu sevmediğimiz bir kadınla aldatırız. s. 13 Oysa sevmenin, tıpkı masallardaki büyüler gibi bir büyü olduğunu ve büyü kaldırılıncaya kadar hiçbir şey yapılamayacağını tecrübeyle öğrenmiş olmam gerekirdi –tecrübeyle öğrenmek mümkünse eğer. s. 16 Tıpkı ölüm döşeğindeki adamın işinin bittiğini hissetmesi gibi, bir ordu da galibiyetini içinde hisseder. s. 60 Kaderimiz bazen beklediğimizden farklı olabilir. s. 69 Keder kalpte taşınır. s. 79 Ama sence, yıldızlarla bütünleşmişken, saldırıya geçmek veya tehlikenin geçtiği sinyalinin ardından yere inmek için tekrar ayrıldıkları kıyamet ânı, yıldızlar bile yörüngelerinden çıkmışken daha da güzel değil mi? s. 84 Tanrı'nın işlerine akıl sır ermez. Bazen, bir salihin üstünlüğünün sarsılmasını engellemek için sıradan bir insanın kusurunu kullanır. s. 143 Bir mala bağlılık, malın sahibine daima ölüm getirir. Sahip olduğumuz bilinç, çağımıza has değil, her çağda mevcuttu...

Albertine Kayıp, Marcel Proust (6)

Resim
(...) sağlıkları yerindeyken ölümü düşünen kişiler de, ölümden korkmadıkla­rını zannederler, aslında yaptıkları, ölümün yaklaşmasıyla değişecek olan bir sağlık halinin ortasına, tamamen olumsuz bir düşünceyi sokmaktır. s. 11   Hayalgücü, bilinmedik bir durumu canlandırmak için, bildik unsurlardan yararlanır ve bu yüzden de, bilinmedik durumu canlandıramaz. Ama duyarlılık, en fiziksel şekliyle bile, yeni olayın uzun süre silinmeyen, özgün imzasını, çatallı bir yıldırım çizgisi misali taşır. s. 12   Dışarıdan dayatılan manevi bir darbenin uzantısı olan acı, şekil değiştirmek ister; planlar yapıp bilgi toplamaya çalışarak onu buharlaştıracağımızı umut ederiz; sayısız başkalaşım evre­sinden geçmesini dileriz, çünkü bu, acıyı olduğu gibi korumak kadar cesaret gerektirmez; acımızla birlikte uzandığımız yatak bize daracık, sert, soğuk gelir. s. 17   Bir bakış bakar, kaybolur bütün acılar. s. 24   Uyanır uyanma...

Mahpus, Marcel Proust (5)

Resim
Hayat, kaçınılmaz gibi görünen bir ıstıraptan bizi bir kere daha koruyacaksa eğer, bunu farklı koşullarda, hatta bazen bahşedilen lütuflar arasında özdeşlik kurmanın neredeyse günah sayılabileceği kadar zıt koşullarda gerçekleştirir! s. 8 Gerçeklik, meçhule giden yolda bir ilk adımdır sadece ve bu yolda pek fazla ilerlememiz mümkün değildir. s. 21 İnsan yeni bir memlekete adım attığı anda çalışmaya başlamaz, önce o memleketin koşullarına alışması gerekir. Benim için de her gün, farklı bir memleketti. s. 72 Zaten aşk tedavisi olmayan bir hastalıktır; romatizmanın ancak yerini sara nöbetini andıran migren nöbetlerine bırakmak üzere hafiflediği kimi kronik hastalık eğilimlerine benzer. s. 76 Mutluluklarını kalıcı zanneden insanların kaygısızlığı içindeydim. s. 77 Dört bir yanımızda ihtimallerin sonsuz alanı uzanır; gerçek, tesadüfen karşımıza çıkacak olsa, ihtimallerin o kadar dışında yer alır ki, ani bir şaşkınlıkla, önümüzde yükselen duvara çarpıp geriye devriliriz. s. 82 Ne tuhaftır ki...

Sodom ve Gomorra, Marcel Proust (4)

Resim
Her insanın kusuru, varlığı bilinmedikçe görünmez olan cin gibi, kendisine eşlik eder. s. 17 Her şeyde aşırılık hatadır. s. 43 En normal çiftlerin dahi, sonunda ne kadar birbirlerine benzediklerini, hatta bazen özelliklerini karşılıklı takas ettiklerini fark etmeyen var mıdır? s. 47 Bir şaheseri bozmak, yaratmaktan çok daha zordur. s. 59 Uygarlığın yeni gelişmeleri, insanların hiç tahmin edilmeyen meziyetler veya yeni kusurlar sergilemesine imkân vererek, dostlarının onları daha çok sevmesine veya kendilerine tahammüllerinin azalmasına yol açar. s. 123 İnsan bekleyiş içindeyken, arzuladığı şeyin yokluğundan ötürü o kadar ıstırap çeker ki, bir başka mevcudiyete tahammül edemez. s. 123 (...) bekleyiş içinde olduğumuz zaman, sesleri toplayan kulaktan, sınıflandırıp çözümleyen zihne ve oradan da, sonuçlarını bildirdiği kalbe yapılan çifte yolculuk o kadar süratlidir ki, süresini fark edemeyiz bile, doğrudan kalbimizle dinliyormuşuz gibi gelir bize. s. 124 (...) ne var ki insanlar, biz kend...

Guermantes Tarafı, Marcel Proust (3)

Resim
Birtakım nesneleri, kişileri, başkalarından ayırt edip bir atmosfer yaratabilmeyi ancak hayal gücü ve inanç başarabilir. s. 30 Oysa şimdi, tıpkı uzaktan bakılınca lacivert taşından oluşmuş gibi görünen, ama yakınına gelince bütün nesnelerle aynı sıradan görüş alanına giren bir tepe gibi, bütün bunlar mutlakların dünyasından çıkmış, diğerlerine benzer şeyler haline gelmişti; s. 43 ... samimiyetle dinlediğimiz takdirde, bizi en çok hayal kırıklığına uğratan eserler, gerçekten güzel olanlardır; çünkü fikirler koleksiyonumuzda, özel bir izlenime karşılık olabilecek bir fikir yoktur. s. 47 Bizler, bir dünyada hisseder, başka bir dünyada düşünür ve adlandırırız; iki dünya arasında bir uyuşma sağlayabilir, ama aradaki mesafeyi kapatamayız. s. 47 Hüzün, doğduğumdan beri her yeni odanın, yani her odanın yaydığı, solunması imkânsız bir koku gibiydi; yaşadığım odada ise, ben yoktum; düşüncem başka bir yerde kalır, yerine alışkanlığı gönderirdi. s. 77 Ama hatıralar, kederler, devirgendirler. Bazı ...

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (2)

Resim
Eskiye dayanan fikirlerimiz gözlerimizi de, kulaklarımızı da tıkar. s. 8 Ne var ki, bir şeyin gerçekliğine inandığımızda, onu görebilmek için yapay bir vasıta kullanmak, yakınımızda hissetmekle bir değildir. s. 24 Birincisi, ben her gün kendini henüz el değmemiş, ancak ertesi sabah başlayacak olan hayatımın eşiğinde sayarken, hayatımın aslında başlamış olduğu, daha da önemlisi, bundan sonraki kısmının, öncekinden pek farklı olmayacağıydı. Aslında birinci şüphenin başka şekli olan ikinci şüphe ise, zaman'ın dışında yer almadığım, onun yasalarına tabi olduğum şüphesiydi. s. 56 Sadece gülümsemesini hatırlıyordum. Hatırlamak için gösterdiğim her türlü gayrete rağmen, bu sevgili yüzü tekrar göremiyor. s. 60 Hayat, seven insanların daima bekleyebileceği mucizelerle doludur. s. 69 İnsan ezelden beri sevdiği birini nasıl unutur? s. 101 Başkalarının ne düşündüğünden bana ne? Duygulara ilişkin konularda başkalarıyla ilgilenmek bence çok abes. İnsan kendisi için hisseder, elalem için değil. s...

Swanlar’ın Tarafı, Marcel Proust (1)

Resim
Benim içimde de, daima var olacağını zannettiğim birçok şey oldu, onların yerini alan yenileri ise, o sırada tahmin edemeyeceğim yeni üzüntüleri ve yeni mutluluklara yol açtılar; buna karşılık eski üzüntülerimi ve mutluluklarımı da şimdi anlamakta güçlük çekiyorum. s. 40 Çiçeklerle yaslandıkları kararmış taş arasında gözlerim bir mesafe göremese de, zihnim bir uçurum görüyordu. s. 63 Kendimize daima ruhumuz tarafından kuşatılmış gibi hissetsek de, bizi çevreleyen bu ruh sabit bir hapishane değildir; daha ziyade, ruhumuzu aşmak, dışarıya ulaşmak için sürekli hamleler yaparak, onunla birlikte, bir hayal kırıklığı içinde sürüklenir, etrafımızda hep dışarıdan bir yankı değil de, içimizdeki bir titreşimin çınlaması olan ve hiç değişmeyen bir tını işitir gibiyizdir. s. 84 Akıp gider, uzun sürmez mutluluğu kötülerin. s. 104 O yaşta, haz, bir kadına yaklaşırken güdülen amaç, önceden hissedilen heyecanın sebebi olarak zihinde tek başına, ayrı, dile getirilmiş bir halde mevcut değildir bile. On...

Kıskançlık, Marcel Proust

Resim
Ben ki tek bir bedende birçok Albertine’i tanıdığım halde sanki yanı başıma uzanmış daha ne Albertine’ler görürdüm. Hiç görmediğim şekilde kavislenen kaşları, göz çukurlarını bir masal kuşunun müşfik yuvası gibi çevrelerdi. Yüzünde soylar soplar günahlar dinlenirdi. Başını her çevirişinde, çoğunu benim tahayyül edemeyeceğim, yepyeni kadınlar yaratırdı kendinden. Bana öyle gelirdi ki bir değil, sayısız genç kıza sahibim. s. 13 İnsan minik kuşunun adımlarını bin kişinin içinden seçmez olur mu? s. 20 Kalıcı mutluluğa inananların gamsızlığı içindeydim. s. 23 İnsan yeni bir ülkeye ayak basar basmaz da çalışmaya koyulamaz ki, koşullara uyum sağlaması gerekir önce. Benim içinse her gün başka bir ülkeydi. Bizzat kendi tembelliğim bile kılıktan kılığa bürünürken nasıl teşhis edebilirdim ki onu? s. 25 Nitekim aşk deva bulmaz bir hastalıktır, tıpkı romatizma ataklarının ancak yerini migren nöbetlerine bırakmak üzere biraz soluk aldırdığı şu müzmin hastaların haline benzer. s. 29 Gariptir ki ilk ...

Okuma Üzerine, Marcel Proust

Resim
Bu çiçekli ve sapa yollarda zaman kaybetse de okuma adı verilen özgün psikolojik edim, zihinde yavaş yavaş yeniden yaratılacak. s. 18 Okuma, insanların en bilgesiyle bile olsa, bir konuşmaya indirgenemez; bir kitapla bir dost arasındaki asıl farklılık, bilgeliklerinin büyüklüğündeki farklılık; değil, onlarla iletişim kurma biçimidir; okuma, konuşmanın tersine, yalnızlığımızı sürdürürken, yani yalnızken sahip olunan ve konuşunca çabucak dağılan entelektüel güçten yararlanmaya devam ederek, esinlere açık olmaya ve zekânın kendi kendisi üzerindeki çalışmasını bütünüyle verimli kılmaya devam ederek, her birimizin önceden iletilmiş bir başka düşünceyi edinmesidir. s. 26 Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir. s. 28 İyi bir kitap okuduktan sonra, yazarın bilgeliğinin bittiği yerde bizimkinin başladığını hissederiz. s. 34 Yeni doğana merhamet edin, çünkü sayısız kötülükle karşılaşacaktır. s. 46 Hiç kuşkusuz, dostluk, ...

Hazlar ve Günler, Marcel Proust

Resim
“Hayat bizi amansızca sıkıştıran, hiç durmadan ruhumuzu acıtan zorlu bir iştir.” s.10 “Her insan deli taklidi yapan kılık değiştirmiş bir tanrıdır zaten.”Emerson s.13 “Bundan böyle sizi asla görmeyeceğim, asla... Ancak ruhum görebilecek sizi; bunun için de, aynı anda birbirimizi düşünmemiz gerekir. Ben canınız isterse girebilesiniz diye ruhumun daima size açık olması için hep sizi düşüneceğim.” s.28 “Henüz aşkı tanımıyordu. Kısa bir süre sonra aşk acısını tattı, ki bu da aşkla tanışmanın tek yoludur.” s.36 “Bu alçağa tutkum tamamen zihinsel olduğu, duyuların etkisinde kalmak gibi bir mazereti olmadığı için iyice tuhaftı. Platonik aşk ne kadar anlamsız.” s.38 “Oysa insan ruhunun derinliklerindeki eğilimler doğrultusunda sevdiği şeyleri yaparsa mutluluğu bulabilir ancak.” s.39 “-Sen ki hiç yaşamadın, bunu nereden biliyorsun?   -Ama düşündüm, bu da yaşamaya bedeldir.” s.39 “Aynı silahlara sahip olduklarını ve güçlerinin, daha doğrusu zaaflarının aş...