Kayıtlar

İngiliz Edebiyatı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hamlet, William Shakespeare

Resim
-Sen misin gelen? -Benim, ama ne kaldıysa benden. s. 2 Her yaşayan ölür, sonsuzluk hepimizin sonu, Olağan bir şey bu. s. 11 Ölçülü kal sevginde, kaptırma kendini. s. 20 Herkese kulağını ver, sesini verme. Herkese akıl danış, kendi aklını sakla. s. 22 Kendi içindeki dikenler kanatsın vicdanını! s. 32 İnanma istersen yıldızların yandığına, Güneşin döndüğüne inanma, Doğrunun ta kendisini yalan bil, Ama seni sevdiğime inan Ophelia. s. 48 Doğrunun nerde olduğunu bulur çıkarırım, Doğru yerin dibinde saklı da olsa! s. 50 Herkese layığına göre davranacak olursan kim kırbaçtan kurtulabilir ki? Onlara kendi şeref ve payenize göre davranın; ne kadar azına değseler de o kadar fazla vermek sizin ihsanınızdır. s. 64 Eski bir inanışa göre: ''Her iç çekişte kalp bir damla kan kaybedermiş.'' s. 73 Buzlar kadar el değmedik, karlar gibi temiz de olsan çamur atılmaktan kurtulamayacaksın. s. 74 Kadınlar ne kadar severse o kadar korkar. s. 84 Düşen büyük adamı en sevdiği unutur, Yükselen zü...

Sahilde, Ian McEwan

Resim
  “…acımasız bir kişilik, yalın fırsatçılık ve şans, milyonların kaderini değiştirebilirdi…” s. 13   Aşık olmak ve bunu söylemek bir özgürlüktü. s. 40   Kendisinin hissettiği, hem acı hem de zevk veren ayrıksılığı bir başka kişinin de hissedebileceği hiç aklına gelmiyordu. s. 49   İnsanın bedeninin bazen duygularına dair yalan söylememesi ya da söyleyememesi utanç verici. Görünüşü kurtarmak için kim kalbinin atışlarını yavaşlatabilmiş ya da yüzünün kızarmasının önüne geçebilmiş ki? s. 55   Tarihimiz ve doğamız bizi her zaman yok olmamızın düşünü kurmaya mahkûm etmez miydi? s. 73   Elindeki pantolon ağır geliyor, gülünç görünüyordu, bir ucundan birleşmiş bu paralel uzayan kumaş borular, son yüzyılın bu zorunlu modası. Onları giyerse toplum içine, sorumluluklarına ve utancının gerçek derecesine geri dönecekmiş gibi geliyordu. s. 81   Bir hayatın bütün gidişi işte böyle değiştirilebilirdi — hiçbir şey yapmayarak. s. 101

Orlando, Virginia Woolf

Resim
Bir erkeği düşündüğü sürece, bir kadının düşünmesine kimse itiraz etmez. s. 8 Her şey şiddete dayalıydı. Çiçekler açar ve solardı. Güneş doğar ve batardı. Âşık sever ve giderdi. s. 29 Her şeyin sonu ölüm. s. 39 Bir göktaşı gibi parlayıp ardında toz bile bırakmamaktansa, hiç tanınmayıp ardında bir kemer, bir bağ evi, üzerinde şeftaliler olgunlaşan bir duvar bırakmak çok daha iyiydi. s. 81 İnsanın en büyük tutkusu, başkalarını kendi inandığı şeye inandırmaktır. Kendisinin değer verdiği bir şeye başkalarının hiç değer vermemesi kadar mutluluğunu kökünden sarsan, içini öfkeyle dolduran bir şey olamaz. s. 119 “Büyüyorum,” diye düşündü, mumunu eline alırken. “Hayallerimi kaybediyorum, belki de yenilerini edinirim” s. 139 Belki insan ancak göremediği şeylere tüm yüreğiyle inanır. s. 147 Üzerinde yürüdüğümüz dünya kavrulmuş kor halini alır. Bastığımız sönmemiş kireçtir ve alev alev parke taşları ayaklarımızı yakar. Gerçektir bizi mahveden. Hayat bir düştür. Uyanmak bizi öldürür. Düşlerimizi ça...

Lady Susan, Jane Austen

Resim
Kibir ve aptallığın bir araya geldiği yerde izlenmeye değer bir rol yoktur. s. 14 Zaten birini sevmek istemiyorsan her zaman bahane bulabilirsin. s. 24 Küstah bir ruha boyun eğdirmekte, seni sevmeyeceğine baştan karar vermiş birine üstünlüğünü kabul ettirmekte tadına doyulmaz bir lezzet var. s. 33 Genç erkekler kararlarında genelde aceleci olurlar ve kararlarına tutunmakta da bir o kadar dengesizdirler. s. 63 Velhasıl, kişi yalan üstüne yalan söyleyince tutarlı olması imkansız oluyor. s. 68 İtham edilerek aşağılandıktan sonra iltifatlarla yumuşayan kadın da aptaldır. s. 86 Ne kadar küçük düşürücü bir cezanın mahkumu olduğumu ve derhal ve sonsuza kadar sizden ayrılmam gerektiğini anladım. s. 93 Sonu hayal kırıklığı olacak bir sevinci ne kadar az duyarsanız o kadar iyi. s. 99

Duygular Sözlüğü, Tiffany Watt Smith

Resim
“Bulutlara bakın, bir duygunun her şeyin rengini bir anlığına değiştirdiğini görebilirsiniz, birden gökyüzü kendini yeniliyor ve o renk kayboluyor. Kendi duygusal hava durumumuzu tanımak ve isimlendirmek en az bunun kadar garip bir iş.” s. 14 “Bazı duygular gerçekten dünyayı tek bir renge boyayabiliyor, araba kaydığında hissedilen dehşet ya da aşık olmanın getirdiği öfori mesela. Bazı duyguları ise bulutlar gibi, yakalaması epey zor.” s. 14 “Bazen duygular bize değil de biz duygulara aitmişiz gibi geliyor.” s. 15 “Duygulara öncelikle ve esas olarak birer biyolojik gerçekmiş gibi yaklaşmak bir duygunun gerçekte ne olduğunun yanlış anlaşılmasına yol açıyor.” s. 15 “Duyguların bastırılabilir ya da birikip dışa vurulabilir şeyler olduğunu Freud’un çalışmaları üzerinden düşünebilmeye başladık. Özellikle de çocukluk korkuları ya da   arzuları olmak üzere bazı duygular da zihinlerimizin en derinlerine çöküp saklanabiliyor ve ancak yıllar sonra rüyalarda ya da karşı koyulmayan iste...

Bir Fotoğrafı Anlamak, John Berger

Resim
  Seçilip de kaydedilen anda genel olarak uygulanabilir bir hakikat payı varsa ve mevcut olanı gösterdiği kadar olmayanı da gösteriyorsa, o zaman o fotoğraf etkili olur. s. 38 Fotoğraf makinesi tarafından yakalanan imge çifte şiddet taşır ve her iki şiddet de aynı kontrastı güçlendirir: fotoğrafı çekilen an ile diğer bütün anlar arasındaki kontrast. s. 51 Fotoğraf makinesi icat edilmeden önce fotoğrafın yerini ne tutuyordu? Bu soruya gravür, resim ve yağlıboya diye yanıt verilmesini bekleriz. Daha aydınlatıcı bir yanıt belki şu olabilir: bellek. Fotoğrafların dışarıda, uzamda yaptıkları önceleri düşüncede yapılıyordu. s. 71 Artık doğruluğu genel kabul gören ve bir yaşamdan daha uzun süren hiçbir ‘değer’ yoktur çünkü ‘değer’ yaşamdan daha kısa ömürlüdür. s. 99 Man Ray şöyle diyordu: “Resmetmek istemediklerimin fotoğrafını çekiyorum, fotoğrafını çekemediklerimin resmini yapıyorum.” s. 101 Fotoğraflar geçmişe dönüktür ve böyle kabul edilir. Filmlerse geleceği de kapsar. Bir fotoğrafa ...

Fındık Kabuğu, Ian McEwan

Resim
Hiç kimse bir cümleyi “ama” diyerek bitirmez. s. 23 Alaycılıktan da kötü: Aldırmıyor, aldırmadığının da farkında değil. s. 35 Beden yalan söyleyemez, ama zihin başka ülkedir. s. 38 Çünkü sadece masallarda istenmeyen bebekler öksüz kalınca kaderleri düzelir. s. 39 Dökülen sütü bardağa koyamazsın. s. 49 Edebiyatın tamamı, sanatın tamamı, insanların bütün girişimleri, mümkün olabileceklerin evreninde sadece birer noktacıksa, neden olmasın? Belki bu evren bile sayısız gerçek ve olası evrenin içinde bir noktacıktır. s. 53 Aşk biterse ve bir evlilik çökerse, ilk kaybedilen, içtenlikli anılardır, geçmişi dürüstçe, tarafsızca hatırlamaktır.s. 57 Sevişmemiz, konuşmamızın bir uzantısıydı, konuşmamız da sevişmemizin. s. 58 Tanıdığınız herkesi günahlarından arındırabilirdik. Aşkımız dünyadaki iyilikler içindi. s. 58 Bitmeyen mutluluk, varoluşsal türden bir can sıkıntısıdır. s. 62 Aşkın sürüp sürmemesinin önemi yok. Önemli olan onun var olması. s. 78 Başkalarına ne kadar yakınlaşırsanız yakınlaşın,...

Romeo ve Juliet, William Shakespeare

Resim
BENVOLIO: Beni dinle ve onu düşünme, unut! ROMEO: Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?  s. 13 Arama boşuna, bulunmak istemeyeni. s. 37 Adın ne değeri var? Şu gülün adı değişse bile kokmaz mı aynı güzellikte? s. 39 JULİET: Binlerce kez iyi geceler sana! ROMEO: Binlerce kez beter olsun gece, senin ışığın yoksa. s. 44 Yara ile alay eder yaralanmayan kimse. s. 58 Öç duygusu götürülür mü ölümden de öteye? s. 123 Hissetmediğin bir şeyi anlayamazsın. s. 147 Öyleyse dudaklarından öperim, Orada bir parça zehir kalmıştır belki; Bir zamanlar hayat veren o dudakların Bu kez son versin hayatıma. s. 154

Hayvan Çiftliği, George Orwell

Resim
“Tanrı bana sinekleri kovayım diye bir kuyruk vermiş; ama keşke sinekler de olmasaydı, kuyruğum da.” s.20 “İnsanı ortadan kaldırın, açlığın ve köle gibi çalışmanın temelindeki neden de sonsuza dek silinecektir yeryüzünden.” s.24 “Yoldaşlar, kuşun kanadı iş görmek için değil, devinmek için kullanılan bir organdır. Dolayısıyla kanat, ayak olarak kabul edilmelidir. İnsanoğlunun farklılığı, bütün şeytanlıkları yaptığı alet olan el’dedir.” s.50 “Bu dünyada açlık ve yokluk içinde yaşıyorlardı; başka bir yerlerde daha iyi bir dünyanın bulunmasından daha doğru, daha anlaşılır ne olabilirdi?” s.128 “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.” s.141

Kaçırdıklarımız, Adam Philips

Resim
“Her şey bir yana hüsran her daim bir baştan çıkarılma sahnesidir, kurtulmaya, sahte çözümler bulmaya çalıştığımız, bizi daha radikal aldanmaların içine sürükleyen bir şeydir.” s.20 “Sanki hüsranlarımız dünya üzerinde bilmeyi istediğimiz son şeylerdir. Suni hüsranları gerçek hüsranlara yeğleyebiliriz ya da hüsranla tatmin arasındaki bağlantıyı gözardı edebilir veya buna karşı çıkabiliriz. Basitçe söylemek gerekirse hüsran, onunla başa çıkma girişimlerimizden biri duyarsızlık olsa da duyarsız kalamayacağımız bir şeydir.” s.21 “Aşık olmak varlığından haberdar olmadığınız bir hüsranın hatırlatılmasıdır; birini istemiş, bir şeyden mahrum kalmışsınızdır ve sonra birden o şey karşınızda belirir. Bu deneyimle yenilenen yoğun bir hüsran ve yoğun bir tatmindir. Tuhaf bir biçimde sanki beklediğimiz biri vardır ama o kişi gelene kadar beklediğinizin o olduğundan haberiniz yoktur. Daha öncesinde hayatınızda bir şeyin eksik olduğunun farkında olun ya da olmayın, istediğiniz kişiyle tanıştığınızda o...

Amsterdam'da Düelllo, Ian McEwan

Resim
Ne Tanrı'nın ne de yokluğunun sorumlu tutulacağı, ciddi olarak ters giden bir şey vardı dünyada. S.12 Molly onu öpmüş, kulağına, Gitmesine engel olmak için bir kadınla evlendi / Kadın artık hep orada, dizelerini fısıldamıştı. S. 14 Garmony onaylamak için başını kısaca eğdi. "Yeterince doğru bir yaklaşım. Ancak Bay Linley, hiçbir adalet sistemi insan hatasından muaf değildir." S. 20 Farklılıkları dile getirmek ve dost kalabilmek uygar yaşamın özüdür, sizce de öyle değil mi? S. 21 Notalar erişilemeyen bir şeye karşı duyulan yalın bir özlemi çağrıştırıyorlardı. Birisine duyulan özlemi. S. 23 Ritimleri, ezgileri, keyifli armonileri "okuma" kapasitemiz, yalnızca insana özgü olan dil öğrenme yeteneğimiz gibi genlerimizde yazılıdır. Antropologlar bu üç öğenin bütün müzik kültürlerinde var olduğunu ortaya çıkarmışlardır. S. 25 İnsanın düşüşünü yönlendirebiliyor, ancak önleyemiyorlardı. S. 27 Herkesin ilk bilmek isteyeceği şey budur -anlaşmazlıkları nası...

Bütün Öyküleri, Virginia Woolf

Resim
"Parmaklarımda her bir kelimenin ağırlığını hissediyorum, eleştiri yazarken bile..." (s.14) "Kendini kalabalığın ortasında tek başına hisseden kişinin yalnızlığı gibisi yoktur." (s.46) "Evlilik ya da her türlü büyük başka sevinç, hala bende olan hayata yönelik o pürüzsüz bakışı bozabilir. Ve bunu kaybedeceğimi düşününce içten içe "Hayır, seni asla bırakmayacağım, ne bir koca, ne de bir sevgili için..." diyorum." (s.74) "Erkekler ve kadınlar vardı, sakatlar ve körler, kimisi paçavralar içinde, kimisi at üstünde gelmiş; gözlerimi merak içinde yüzlerinde dolaştırdığımı ve bir an için çaresizlikle soyumuzun ve çitlerin bizi ayırmış olmasını korkunç bulduğumu gizleyecek değilim." (s.83) "Dünyanın erkekler ve kadınlar hakkında daha çok şey bilmeye ne hakkı vardı?" (s.97) "Ah Tanrım, yaşamın gizemi! Düşüncenin isabetsizliği! İnsanoğlunun cehaleti! Sahip olduklarımız üzerindeki kontrolümüzün ne kadar az olduğunu gö...

Mrs. Dalloway, Virginia Woolf

Resim
“Felsefe bir romana yedirilmemişse, bu tümcenin altını kurşun kalemle çizebiliyorsak, güvenle diyebiliriz ki ya felsefede bir yanlışlık vardır, ya romanda ya da ikisinde birden.” (s.5) “Sevmek, insanı yalnız kılıyor.” (s.28) “İnsan aşıkken, başkalarının kayıtsızlığı çok garibine gider.” (s.40) “Zaman direklere çarpar. Kalakalırız. Duygudan yoksunuzdur, insanın gövdesini ayakta tutan, artık alışkanlıkların iskeletidir. O da bomboştur zaten.” (s.53) “Kadınlar, geçmişi bizden daha çok yaşıyorlar. Yerlere bağlanıyorlar, bir de babalarına… Kadınlar hep babalarıyla övünürler.” (s.59) “Ne saçma bir düştü mutsuzluk.” (s.85) “Aslında yalnızca yaşadıkları anın tadını arttıracak kadar bir incelik, bir bağlılık, bir sevecenlik vardır insanlarda. Sürüler halinde ava çıkarlar. Çölü tarar, haykırarak dalarlar bozkıra. Düşenlere dönüp bakmazlar bile. Yüzlerinde alçıdan maskeler vardır.” (s.91) “Oteller insanı avutmaz. Hem de hiç. Kim bilir kaç kişi şu çengellere paltosunu asmıştır. Dü...

Deniz Feneri, Virginia Woolf

Resim
“Yüceltilirseniz her nedense düşmeye de mahkûmdunuz.” (s.52) “Aşk bu diye düşündü, tuvalini yerinden oynatır gibi yaparak, damıtılıp süzgeçten geçirilmiş bir aşk; nesnesini ele geçirmeyi asla denememiş olan bir aşk; ama matematikçilerin sembollerine, şairlerin mısralarına duyduğu aşk gibi, tüm dünyaya yayılması ve insanlığa ait servetin bir parçasına dönüşmesi gereken türden bir aşk.” (s.55) “Lily evlenmeli, Minta evlenmeli, herkes evlenmeli diye ısrar ederdi, çünkü bu dünyada istediğin kadar şöhrete ulaş, istediğin kadar zafer kazan, evlenmemiş bir kadın hayatın tadını çıkarmamış demekti. Ama derdi Lily, babam var, evim var, hatta söylemeye cesaret edebilse resimleri vardı. Oysa öteki şeyin karşısında bunlar öyle küçük, öyle el değmemiş görünüyordu ki. Evet, gece ilerlerken, beyaz ışıklar perdelerden sızarken, hatta bahçeden arada bir kuş şakımaları duyulurken, ümitsizce cesaretini toplayarak evrenin yasasından muaf tutulmayı talep ederdi.; bunun için yakarırdı; yalnızlığı s...

Bir Yazarın Günlüğü, Virginia Woolf

Resim
“Nasıl da mutluyum, her şeyin bir uçurumun üzerinde uzanan daracık bir kaldırım olduğu duygusu da olmasa içimde.” (s.48) “Aşk, gençlikte başlayıp da bir sürü önemli şeye karışan o garip, derin, asırlık sevecenliklere verdiğimiz ad mıdır?” (s.67) “Zamanın uçarcasına geçtiği hissi var bende; bu heyecanlarımı diri tutuyor.” (s.81) “Aslına bakılırsa, temas ettik birbirimizle; ama derinliklerimize inmedik. Ama L. ile ben ziyadesiyle mutluyduk, öyle derler ya; hani o an ölüm gelse, falan filan. Kimse benim mutlulukta kusursuzluğa erişmediğimi söyleyemez.” (s.101) “Mutluluğu yarattıklarında onu biraz kıskanmış olmalı Tanrılar.” (s.101) “Neden kelimelerim böyle kanatlı gibi, sanki onlarla ne istersem yapabilecekmişim gibi özgür hissediyorum kendimi.” (s.119) “Kişilerimi zamana ve rüzgara karşı yerleştirebileceğim bir konum aramakta haklı olduğumdan eminim. Fakat Tanrım, insanın orayı kazıp, inanarak içine yerleşmesi ne zor. Dün inanıyordum, bugün gitti.” (s.183) “Mi...

Hep Vaat Hep Vaat, Adam Phillips

Resim
“İnsanın kendini anlaması klasik teselli biçimidir, kendinden kaçmasıysa romantik.” (s.9) “Psikanalizin duygusal ya da anlaşılması güç soyutlamalara değil, daha iyi cümlelere ihtiyacı vardır.” (s.17) “Bir insana şiir öğretebilirsiniz, ama şair olmayı öğretemezsiniz. Aynısı psikanaliz için de geçerlidir. Fakat kötü psikanalizin insanlara kötü şiirden daha fazla zararı dokunmaktadır.” (s.18) “Psikanalizin bir bilim olup olmadığının söylenmediği bugünlerde, bir sanat olduğunun söylenmesi belki de şaşırtıcı değildir. Bir konuşma tedavisi olarak, kullandığı araç çoğunlukla dil olduğu için de, benzerliğinin en açık olduğu sanatlar edebi sanatlardır. Güven veren analojiler kurmaya yönelik telaşlı çabalar konusunda edebiyat, bilimin ardından en ümit verici alandır.” (s.21) “Gerçek şair, sezgisel bir psikologdur.” Ella Sharpe “Derler ki iyi bir şair olmak insanı iyi bir psikolog, derin iç görüye sahip biri yapar, ama görünüşe göre iyi bir psikolog olmak insanı iyi bir şai...