Kayıtlar

Virginia Woolf etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Orlando, Virginia Woolf

Resim
Bir erkeği düşündüğü sürece, bir kadının düşünmesine kimse itiraz etmez. s. 8 Her şey şiddete dayalıydı. Çiçekler açar ve solardı. Güneş doğar ve batardı. Âşık sever ve giderdi. s. 29 Her şeyin sonu ölüm. s. 39 Bir göktaşı gibi parlayıp ardında toz bile bırakmamaktansa, hiç tanınmayıp ardında bir kemer, bir bağ evi, üzerinde şeftaliler olgunlaşan bir duvar bırakmak çok daha iyiydi. s. 81 İnsanın en büyük tutkusu, başkalarını kendi inandığı şeye inandırmaktır. Kendisinin değer verdiği bir şeye başkalarının hiç değer vermemesi kadar mutluluğunu kökünden sarsan, içini öfkeyle dolduran bir şey olamaz. s. 119 “Büyüyorum,” diye düşündü, mumunu eline alırken. “Hayallerimi kaybediyorum, belki de yenilerini edinirim” s. 139 Belki insan ancak göremediği şeylere tüm yüreğiyle inanır. s. 147 Üzerinde yürüdüğümüz dünya kavrulmuş kor halini alır. Bastığımız sönmemiş kireçtir ve alev alev parke taşları ayaklarımızı yakar. Gerçektir bizi mahveden. Hayat bir düştür. Uyanmak bizi öldürür. Düşlerimizi ça...

Bütün Öyküleri, Virginia Woolf

Resim
"Parmaklarımda her bir kelimenin ağırlığını hissediyorum, eleştiri yazarken bile..." (s.14) "Kendini kalabalığın ortasında tek başına hisseden kişinin yalnızlığı gibisi yoktur." (s.46) "Evlilik ya da her türlü büyük başka sevinç, hala bende olan hayata yönelik o pürüzsüz bakışı bozabilir. Ve bunu kaybedeceğimi düşününce içten içe "Hayır, seni asla bırakmayacağım, ne bir koca, ne de bir sevgili için..." diyorum." (s.74) "Erkekler ve kadınlar vardı, sakatlar ve körler, kimisi paçavralar içinde, kimisi at üstünde gelmiş; gözlerimi merak içinde yüzlerinde dolaştırdığımı ve bir an için çaresizlikle soyumuzun ve çitlerin bizi ayırmış olmasını korkunç bulduğumu gizleyecek değilim." (s.83) "Dünyanın erkekler ve kadınlar hakkında daha çok şey bilmeye ne hakkı vardı?" (s.97) "Ah Tanrım, yaşamın gizemi! Düşüncenin isabetsizliği! İnsanoğlunun cehaleti! Sahip olduklarımız üzerindeki kontrolümüzün ne kadar az olduğunu gö...

Mrs. Dalloway, Virginia Woolf

Resim
“Felsefe bir romana yedirilmemişse, bu tümcenin altını kurşun kalemle çizebiliyorsak, güvenle diyebiliriz ki ya felsefede bir yanlışlık vardır, ya romanda ya da ikisinde birden.” (s.5) “Sevmek, insanı yalnız kılıyor.” (s.28) “İnsan aşıkken, başkalarının kayıtsızlığı çok garibine gider.” (s.40) “Zaman direklere çarpar. Kalakalırız. Duygudan yoksunuzdur, insanın gövdesini ayakta tutan, artık alışkanlıkların iskeletidir. O da bomboştur zaten.” (s.53) “Kadınlar, geçmişi bizden daha çok yaşıyorlar. Yerlere bağlanıyorlar, bir de babalarına… Kadınlar hep babalarıyla övünürler.” (s.59) “Ne saçma bir düştü mutsuzluk.” (s.85) “Aslında yalnızca yaşadıkları anın tadını arttıracak kadar bir incelik, bir bağlılık, bir sevecenlik vardır insanlarda. Sürüler halinde ava çıkarlar. Çölü tarar, haykırarak dalarlar bozkıra. Düşenlere dönüp bakmazlar bile. Yüzlerinde alçıdan maskeler vardır.” (s.91) “Oteller insanı avutmaz. Hem de hiç. Kim bilir kaç kişi şu çengellere paltosunu asmıştır. Dü...

Deniz Feneri, Virginia Woolf

Resim
“Yüceltilirseniz her nedense düşmeye de mahkûmdunuz.” (s.52) “Aşk bu diye düşündü, tuvalini yerinden oynatır gibi yaparak, damıtılıp süzgeçten geçirilmiş bir aşk; nesnesini ele geçirmeyi asla denememiş olan bir aşk; ama matematikçilerin sembollerine, şairlerin mısralarına duyduğu aşk gibi, tüm dünyaya yayılması ve insanlığa ait servetin bir parçasına dönüşmesi gereken türden bir aşk.” (s.55) “Lily evlenmeli, Minta evlenmeli, herkes evlenmeli diye ısrar ederdi, çünkü bu dünyada istediğin kadar şöhrete ulaş, istediğin kadar zafer kazan, evlenmemiş bir kadın hayatın tadını çıkarmamış demekti. Ama derdi Lily, babam var, evim var, hatta söylemeye cesaret edebilse resimleri vardı. Oysa öteki şeyin karşısında bunlar öyle küçük, öyle el değmemiş görünüyordu ki. Evet, gece ilerlerken, beyaz ışıklar perdelerden sızarken, hatta bahçeden arada bir kuş şakımaları duyulurken, ümitsizce cesaretini toplayarak evrenin yasasından muaf tutulmayı talep ederdi.; bunun için yakarırdı; yalnızlığı s...

Bir Yazarın Günlüğü, Virginia Woolf

Resim
“Nasıl da mutluyum, her şeyin bir uçurumun üzerinde uzanan daracık bir kaldırım olduğu duygusu da olmasa içimde.” (s.48) “Aşk, gençlikte başlayıp da bir sürü önemli şeye karışan o garip, derin, asırlık sevecenliklere verdiğimiz ad mıdır?” (s.67) “Zamanın uçarcasına geçtiği hissi var bende; bu heyecanlarımı diri tutuyor.” (s.81) “Aslına bakılırsa, temas ettik birbirimizle; ama derinliklerimize inmedik. Ama L. ile ben ziyadesiyle mutluyduk, öyle derler ya; hani o an ölüm gelse, falan filan. Kimse benim mutlulukta kusursuzluğa erişmediğimi söyleyemez.” (s.101) “Mutluluğu yarattıklarında onu biraz kıskanmış olmalı Tanrılar.” (s.101) “Neden kelimelerim böyle kanatlı gibi, sanki onlarla ne istersem yapabilecekmişim gibi özgür hissediyorum kendimi.” (s.119) “Kişilerimi zamana ve rüzgara karşı yerleştirebileceğim bir konum aramakta haklı olduğumdan eminim. Fakat Tanrım, insanın orayı kazıp, inanarak içine yerleşmesi ne zor. Dün inanıyordum, bugün gitti.” (s.183) “Mi...

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf

Resim
"Bütün bu yüzyıllar boyunca  kadınlar , erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoleon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi. Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor." "Aynayı parçalamanın yolu, kadının kendini ifade etmeye başlamasıdır." " Kadınlar  gerçeği söylemeye başlarsa erkeğin aynadaki görüntüsü küçülmeye başlar; yaşam karşısındaki uyumsuzluğu yok olur. Aynadaki görüntü son derece önemlidir, çünkü canlılığı pekiştirir. Bunu elinden aldığımızda erkek, kokaini elinden alınan bir  uyuşturucu  bağımlısı gibi ölüp gidebilir." "Hayal edildiğinde çok önemli, pratikte ise tamamen önemsiz." " Kadınlar  erkekler gibi yazıp erkeklere...