Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Son Mektup, André Gorz

Resim
Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. s. 11 “Kendi kendime şöyle dedim: Biz birbirimizi anlamak için yaratılmışız.” s. 14 Yargılarının doğruluğu konusunda sarsılmaz bir güven taşıyordun. bu güven nerden geliyordu sana? s. 14 Zevkin alınan ya da verilen bir şey olmadığını seninle anladım. Kendini verme ve ötekinden kendisini isteme biçimiydi zevk. Kendimizi bütünüyle birbirimize verdik. s. 15 Seninleyken beni çeken şey, beni başka dünyaya sokmandı. s. 15 "Erkekler ilişkiyi bitirmeyi beceremiyorlar" diyordun. "Kadınlar ayrılığın kesin olmasını tercih ediyorlar." s. 25 Yazarın asıl amacı yazdığı şey değildir. Asıl amacı yazmaktır. s. 30 Bana hayatın zenginliğini  gösteriyordun ve ben senin aracılığınla bu zenginliği seviyordum. s. 52 Seksen iki yaşına yeni girdin. Hâlâ güzel, çekici, arzu uyandı...

Otuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı Tarancı

Resim
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç fark ettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar? Neylersin öl...

Mutlu Olma Sanatı, Arthur Schopenhauer

Resim
... (En iyisini her yerde doğa yapar. Yine de bize bağlı olan şeyler vardır.) s. 11 ... salt isteme ve yapabilme kendi içinde henüz yeterli değildir, aynı zamanda insan ne istediğini bilmelidir ve ne yapabildiğini bilmelidir . Ancak bu şekilde karakter gösterebilir ve ancak o zaman doğru bir şey yapabilir. s. 14 İnsan istemeyi aklından geçirmediği malların yokluğunu kesinlikle hissetmez, bunlar olmaksızın da tümüyle memnundur; öte yandan yüz kat fazlasına sahip bir başkası, istediği şey onda olmadığı için kendin mutsuz hisseder. s. 20 Ölçüsüz sevinç de çok şiddetli acı da sadece aynı kişide bulunabilir. Zira her ikisi de karşılıklı olarak birbirine bağımlıdır ve ayrıca ortaklaşa olarak da ruhun neşesine bağlıdır. s. 24 ... kuruntu, kişinin yalnızca düşerek inebileceği, dolayısıyla da kaçınması gereken bir tepeye benzer. s. 24 "İstediğimiz gibi yaşamamalıyız, yaşayabileceğimiz gibi yaşamalıyız." s. 26 "Aklı başında kişi hoş olanın değil, acı vermeyenin peşindedir." A...

Belki Yine Gelirim, Ahmet Telli

Resim
  (Cemil Çakır hocaya) Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum bir sağanak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan kadınları güzelleştiren herhalde onlardı 'Tükürsem cinayet sayılır' diyordu birisi tükürsek cinayet sayılıyor artık ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda ...

Böyle Küçük Şeyler, Claire Keegan

Resim
Bu dünyada en kolay iş her şeyini kaybetmekti, Furlong bunu biliyordu. s. 17 Her zaman böyle diye düşündü Furlong; bir saniye ara vermeksizin, hemen yapılacak bir sonraki işe geçiyorlardı hep. Olup bitenler üzerine düşünüp kafa yoracak zamanları olsaydı, diye düşündü, hayat nasıl olurdu acaba? s. 21 Fakat insanlar çok şey söylerlerdi ve söylenenlerin en az yarısı inanılır şeyler olmazdı; kasaba asılsız düşünceler ve dedikodulardan yana hiçbir zaman yokluk çekmezdi. s. 36 "Bu hayatta ilerlemek istiyorsan bazı şeyleri görmezden gelmek zorundasın, ancak böyle yol alabilirsin." s. 40 Çok yakınında olmayınca ne çok şey olduğundan daha hoş görünmeyi başarıyordu. s. 48 İnsanlardan alabileceğinin en iyisini almak istiyorsan onlara daima iyi davranmalısın derdi Bayan Wilson hep. s. 70 İnsanlar iyi olabilirler düşündü Furlong kasabaya geri dönerken; bütün mesele karşılıklı özveriden ve bu konuda diğer insanlarla da kendinle de iyi geçinmene imkân tanıyacak bir denge tutturabilmeyi öğre...

Soğuk Kazı, Birhan Keskin

Resim
Hatırlamaya çalıştığı bir cümlesi belki de hiç olmadı. s. 14 Bütün günüme bütün güneş düşse ne olur, Ne yazar üstümden bulut bütün yürüse. s. 17 Beni bu dünyaya ağzımda, Hoh, Bu zehirle bıraktığında Ben senin kötü olduğunu, Senin kötü olduğunu Anlamamak için, Çok çalıştım. s. 19 bir keredir ayrılık ve kulağında küpe artık s. 25 Dünya soğur, akşam serinlerken, Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok. Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim, Ve işte en gümüş cümlem: İçimi açtım sana. İçini açmak için. s. 27 Her şey her şey terk etmiş seni  Bir taşın bir kumun gölgesi bile s. 28 Beni başka yağmurlar yıkamıştı, seni başka. s. 30 Ne çok isimle çağırdım ne çok şeyi! İnceciğim. Kırığım. Anla... Bu yüksekten bir düzlüğe indir beni. s. 33 Kalbimden ayağınaydı yolum, Gördüm, hep seni gördüm s. 34 Sonsuzluk, bilmiyoruz ki, belki de Şefkatli bir şeydir, ne bileceksiniz Taş karışmıştır dilime çoktan bağışlayın. ... Bazen benim sanırım bazen hiçkimsem yok. ... Siz bana yine de güzel bir şey anlatı...

Bahçıvan ve Ölüm, Georgi Gospodinov

Resim
Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe. s. 5 Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürüneceğim artık bize ait olmaktan çıkar, o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir. s. 7 Çiçekler aslında ölülerin gizli periskopları değil midir? Acaba ölüler dünyayı toprağın altında çiçeklerin saplarından mı izlerler? s. 16 Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi? s. 17 Kıyamet herkes için aynı anda kopmaz. s. 20 Hayatın bu kadar hasar verebilmesi insanı hayrete düşürüyor. s. 32 Bir ölümü anlatmak, onu yaşamaktan kolay değil. s. 68 Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz. s. 78 Birinin oksijeni daima diğerinin ateşini harlar. s. 79 Yaşayanlar ölülerin gözlerini kapatır, ölüler yaşayanların gözlerini açar. s. 89 Babamın beni arayıp yolların nasıl olduğunu sormadığı ve dikkatli sürmemi tembihlemediği ilk yolculuğum. Köy evine, beni kapının önünde karşılayıp eşyalarımı almadığı, bana...

Ariel ve Seçme Şiirler, Sylvia Plath

Resim
Bir tek feryadın yeter yataktan fırlamama, Viktoryen Geceliğim içinde çiçek gibiyim, hantalım inek gibi. Kedi ağzı gibi tertemiz açılır ağzın. s. 7 İnsanlar ya da yıldızlar Bana üzülerek bakıyor, sukût-ı hayâlim onlara. s. 9 Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme. Otuzumdayım daha. s. 12 Bununla üç etti. Ne pis iş bu Silip, yok etmek her on yılı böyle. ... Ölmek, Her şey gibi, bir sanattır, Bu konuda yoktur üstüme.  s. 13 Huzurlu olmayı öğreniyorum, bir başıma uzanmışken sessizce. Hiç kimseyim ben; patlamalarla bir ilgim yok. ... Her şeyin avucumdan kayıp gitmesine göz yumdum, adıma ve adresime İnatla asılmış otuz yaşında bir yük gemisiyim. s. 16 Ah öyle özgür, öyle özgür oluyor ki insan, bilemezsiniz - Huzurum öyle büyük ki afallarsınız, s. 17 Dibi bilirim, diyor. En büyük kökümden bilirim onu: Seni korkutur. Ben korkmam oradan: ben oraya gittim.  ... Bir gölgedir aşk. Nasıl da yalan söyler ağlarsın ardından, Dinle: bu onun toynakları: alıp başını gitti, at gibi. s. 21 Ve...

Pedro Páramo, Juan Rulfo

Resim
Yol çıkıyor ve iniyordu: "Gidip gelmeye göre çıkar ya da iner. Giden için çıkar; gelen için iner." s. 8 ... ve eğer ben sadece sessizliği duyuyorsam bunun nedeni herhalde henüz sessizliğe alışmamış olmamdır diye düşündüm; belki de kafamın içi hâlâ gürültü ve seslerle doluydu. s. 13 "(...) Anılarımın sesini ölümümün sesinden daha yakın bulacaksın; eğer zamanın herhangi birinde, ölümün bir sesi olmuşsa." s. 13 Hiçbir insandan asla nefret etmemek gerekir. s. 35 İnançlı olmakla ne kazandılar ki? Cennete mi gittiler? Ya da ruhları mı arındı? Ve ruhlarını ne diye arındırırlar ki, eğer son anda... s. 39 - Öldü mü? Neden peki? - Neden olduğu anlaşılamadı. Belki de üzüntüdendir. Sürekli iç çekerdi.  - Bu kötü bir şeydir. Her iç çekiş insanın yitirdiği bir yudum yaşamdır. s. 53  Yaşarken insana ayaklarını hareket ettirten yegâne şey, öldüğünde bu ayakların onu farklı bir yere götürecekleri beklentisidir; ama eğer bir kapı kapatılır ve açık kalan sadece cehennemin kapısı olur...

Eski Bahçe, Tezer Özlü

Resim
Ben belki de her gece aynı yerde oturuyorum. Düşünmemek için. s. 9 Onu bekledim. Gelsin. Elimi tutsun diye. s. 10 İnandığım hiçbir şey yok. s. 10 Bir şey söyle. Bitsin. Her şeyi bitirsin. İşin çok başındayız daha. Bitsin. s. 10 Uzun bir süredir gitmek istiyordum buralardan.  Nereye? Herhangi bir yere. Burada hiç kıpırdamadan ölmemek için. s. 15 Oysa o büyük evin içinde her birimizin uykularının ne büyük bir yalnızlıkta geçtiğini biliyorum. Ninem ölüm döşeğinde uzun süre yattı. Yatağı benimkinin tam karşısındaydı. Ben büyüyordum. O ölüyordu. s. 21 ... -her şey ölüyor. s. 25 İkimizin konuşabileceğimiz bir dil var, ama o ağır işittiği için beni duymuyor zaten. Duyabildiklerini de hemen sonra unutuyor. -Ne büyük bir mutluluk.- s. 25 hiç ölmeyeceğim işte ölüme ölmemekle karşı çıkıyorum ölmemek de bir çeşit ölüm mü s. 31 yazamıyorum bir araya getirdiğim harfler beni anlatmaktan uzak s. 38 insanlar mutlu günlerin önlerine geçiyorlar s. 39 neyi ya da  kimi bekliyorum güneş aynı güneş ...