Kayıtlar

Türk Şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gözlerin İstanbul Oluyor Birden, Yavuz Bülent Bakiler

Resim
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde.  Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden. Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen Durgun sular gibi azalacağım Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen. Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince Yalnız gözlerime bak diyeceksin. Ellerim usulca ellerine değince Kaybolup gideceksin Bir elim seni çizecek bütün pencerelere Bir elim seni silecek. Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere Senin için yeni baştan can kesilecek. Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde. Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden.  s. 171

Ben Sana Mecburum, Attila İlhan

Resim
  Ben sana mecburum bilemezsin  Adını mıh gibi aklımda tutuyorum  Büyüdükçe büyüyor gözlerin  Ben sana mecburum bilemezsin  İçimi seninle ısıtıyorum.  Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor  Bu şehir o eski İstanbul mudur  Karanlıkta bulutlar parçalanıyor  Sokak lambaları birden yanıyor  Kaldırımlarda yağmur kokusu  Ben sana mecburum sen yoksun.  Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur  İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur  Tutsak ustura ağzında yaşamaktan  Kimi zaman ellerini kırar tutkusu  Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından  Hangi kapıyı çalsa kimi zaman  Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu  Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor  Eski zamanlardan bir cuma çalıyor  Durup köşe başında deliksiz dinlesem  Sana kullanılmamış bir gök getirsem  Haftalar ellerimde ufalanıyor  Ne yapsam  ne tutsam nereye gitsem  Ben sana mecburum sen yoksun.  Belki haziranda mavi benekli...

Otuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı Tarancı

Resim
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç fark ettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar? Neylersin öl...

Belki Yine Gelirim, Ahmet Telli

Resim
  (Cemil Çakır hocaya) Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum bir sağanak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan kadınları güzelleştiren herhalde onlardı 'Tükürsem cinayet sayılır' diyordu birisi tükürsek cinayet sayılıyor artık ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda ...

Soğuk Kazı, Birhan Keskin

Resim
Hatırlamaya çalıştığı bir cümlesi belki de hiç olmadı. s. 14 Bütün günüme bütün güneş düşse ne olur, Ne yazar üstümden bulut bütün yürüse. s. 17 Beni bu dünyaya ağzımda, Hoh, Bu zehirle bıraktığında Ben senin kötü olduğunu, Senin kötü olduğunu Anlamamak için, Çok çalıştım. s. 19 bir keredir ayrılık ve kulağında küpe artık s. 25 Dünya soğur, akşam serinlerken, Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok. Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim, Ve işte en gümüş cümlem: İçimi açtım sana. İçini açmak için. s. 27 Her şey her şey terk etmiş seni  Bir taşın bir kumun gölgesi bile s. 28 Beni başka yağmurlar yıkamıştı, seni başka. s. 30 Ne çok isimle çağırdım ne çok şeyi! İnceciğim. Kırığım. Anla... Bu yüksekten bir düzlüğe indir beni. s. 33 Kalbimden ayağınaydı yolum, Gördüm, hep seni gördüm s. 34 Sonsuzluk, bilmiyoruz ki, belki de Şefkatli bir şeydir, ne bileceksiniz Taş karışmıştır dilime çoktan bağışlayın. ... Bazen benim sanırım bazen hiçkimsem yok. ... Siz bana yine de güzel bir şey anlatı...

Eski Bahçe, Tezer Özlü

Resim
Ben belki de her gece aynı yerde oturuyorum. Düşünmemek için. s. 9 Onu bekledim. Gelsin. Elimi tutsun diye. s. 10 İnandığım hiçbir şey yok. s. 10 Bir şey söyle. Bitsin. Her şeyi bitirsin. İşin çok başındayız daha. Bitsin. s. 10 Uzun bir süredir gitmek istiyordum buralardan.  Nereye? Herhangi bir yere. Burada hiç kıpırdamadan ölmemek için. s. 15 Oysa o büyük evin içinde her birimizin uykularının ne büyük bir yalnızlıkta geçtiğini biliyorum. Ninem ölüm döşeğinde uzun süre yattı. Yatağı benimkinin tam karşısındaydı. Ben büyüyordum. O ölüyordu. s. 21 ... -her şey ölüyor. s. 25 İkimizin konuşabileceğimiz bir dil var, ama o ağır işittiği için beni duymuyor zaten. Duyabildiklerini de hemen sonra unutuyor. -Ne büyük bir mutluluk.- s. 25 hiç ölmeyeceğim işte ölüme ölmemekle karşı çıkıyorum ölmemek de bir çeşit ölüm mü s. 31 yazamıyorum bir araya getirdiğim harfler beni anlatmaktan uzak s. 38 insanlar mutlu günlerin önlerine geçiyorlar s. 39 neyi ya da  kimi bekliyorum güneş aynı güneş ...

Üvercinka, Cemal Süreya

Resim
Bak bende yalan yok vallahi billâhi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur. s. 14 Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu namussuz bir çağ bu, biliyorsun. s. 22 Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahil Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kazanıp kurtardı diye güzel Bir çok çiçek adları gibi güzel En tanı...

Yalnızlık Paylaşılmaz, Özdemir Asaf

Resim
Her insanın bir öyküsü vardır, ama her insanın bir, şiiri yoktur. s. 9 Zamanın, ateşin ve ölümün Boyası beyaz. Aşkın, yalanın, kinin rengini Kırmızı yaz. Düşlerin, sevi'nin ve saygının giysilerini Maviye boya. Yoksulluğun, umutsuzluğun ve ayrılık gömleğini Kara çiz. s. 13 Onu düşünüyorum; kimseden saklanacak gibi değil. s. 50 Ağlasam geçer, biliyorum. Ağlanmıyor. s. 58 Yalnızlık. Müziğin bile seni dinlemesidir. s. 210

Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987), Nilgün Marmara

Resim
Perdeler çekilidir bakışına belleğin çok öncelerden beri, büyüyen ağaçlarına özgür çocukların, vurur baltasını sinsi körlüğüyle tarih! s. 26 Ve biri kalabilir, aşkın yürekte, bilinmeyen gezegenlerin dokusunda saklanan cesaretin birikimini saymak için. s. 32 Bir dönüştü tekrarlanan, Ruhlanan bardaklarda şarap tadardık, Unutanlardandan değil hatırlayanlardandık. s. 34 Söylerim elbet tarihimin bin bir parçasını Ağlarım okyanus derinliğince, Bozgunumu içleştirsem ve bağlansam tutkuyla, Yanan boğazlara karışarak Hangi halkayla bağlardım bulanık taşları saydamlığa? s. 38 Uzak sevincim ey! Kırık dökük ülkenin seçkin çiçeği! s. 54 Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını yüzün, kavisin beyaz yanağıyla? s. 58 Dünyamsın benim, zorbam, düzenim, Bundan gözlerim göğe çevrili, ellerim denizde. Hiç katılmadan sende yaşıyorum, dirimimsin benim, doğarken öldüğüm. s. 77 Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılmayanın boyun eğen yansısı, Sevda ile seslenir sizlere! s. 81 Bitsin demiş, ben ...

Yaşıyoruz Sessizce, Şükrü Erbaş

Resim
İnsan acısından utanır mı? Döktüğüm yaşlarla zehirleniyorum. s. 17 İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin. s. 18 Yüzün bir gelecek atlası. s. 25 Gidelim diyorum, gidelim diyorsun, sermayemiz hayal. s. 31 Toprak dilsiz Su yalnız Ateş bir gözyaşı külü Göklerin ardına çekildi rüzgar. İnsan dersen Ha var, ha yok.  s. 32 Ne zaman öğreneceksiniz bilmiyorum ki Evlerin yalnız eşyalardan yapılmadığını. s. 37 Ne zaman alnımı camlara dayasam Kanatlarını canıma batıra batıra Sana uçuyor bütün kuşlar. s. 43 Nereye gidiyorsun bırakıp beni Güzelliğin Tanrısı, nereye... s. 44 Bir gün ağzından uzak gülerse ağzım Tanrı gökyüzüyle boğsun beni. s. 46 Tuhaf bir adam oldum Kendimle konuşuyorum evin içinde Biraz da şu koltuğa oturayım, diyorum. s. 62 Bu kadarmış bizi büyüten acı Bu kadarmış içimizde yanan ışık Bu kadarmış yeryüzüne düşen gölgemiz. s. 81

Büyük Saat, Turgut Uyar

Resim
Sen vatanımsın, ekmeğimsin. s.37 Gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin zerre değeri, kıymeti yok gözümde. Bu duvar da beni çok seviyor olabilir, bilemem. s.55 Bir şey vardı eksilen ya da çoğalan. s. 57 Durmuyoruz dünyayı yeniliyoruz, Bir koltuğu oradan alıp öteye yerleştiriyoruz. Pencerenin yerini değiştiriyoruz Halıları temizliyoruz, yemekler pişiriyoruz Soğuk sularla yıkıyoruz ayaklarımızı kollarımızı boynumuzu İşimiz bitiyor, oturup sevilmeyi bekliyoruz. s. 176 Mutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey  ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun sevgim acıyor. s. 546

Metinler, Nilgün Marmara

Resim
Ey tiksinç Aydınlık! Kusuluyor senin için, bil! S. 13 “Dur” diyor, “hangi karşılık sana kucak açar, belli sayı için, sıfırdan kaynaklanan?” S. 21 Azınlık sorusu şudur; Kuraklık ana! Ben kimim’in arayışı kaç adım gider öz-tanıma? Engin bir su izinde yanıta vardığında, ne kadar bilebiliriz Kimiz’i? S. 23 Biz güven çağına gelmiş olmalıydık, artık! S. 25 Yinelenen bırakılmalarda ararken sesin tınısını el, bir sınırı hatırlıyor, sonsuz! S. 27 Bakışın olanağı kadar izledim sizi, yer karardığında uzanmıştım solgun ışıklar kayrasına. Mutluydum; bu bir cüret! ... Biz buyduk, şimdinin karışmış, evrende birbirine yansıyan bağı sürdüren nesneler dizisi gibi... Evet yıldızlar yalnız ve tek tek beliriyor haritalarında, ... Borçluyuz daha çok yaşamaya! S. 29 Sevinç sözcüğünün neyi, nasıl imlediği bilinemiyor hâlâ! Değerler şenliği uzaklarda sanılıyor, ötede olanda. Tüm anlar köpeksi bir zamana, düşkün bir kımıltısızlığa, aynılığa dönüşüyor, geride kalmanın tiksinç yalnızlığına! S. 31 ...

Göğe Bakma Durağı, Turgut Uyar

Resim
... "mucize" açıklanabilir bir "şey" değildir, tanık oluruz sadece.  S. 7 Sen nereye, ben oraya, adım adım İnsan sevdikçe iyileşiyor artık anladım.  S. 14 Sevinsek de sonunu biliyoruz.  S. 23 Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız.  S. 24 Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum Hiçbirinizle dövüşemem.  S. 24 Bir biz ikimiz varız öbürleri hep çirkin.  S. 25 İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım  Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından  Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar  Bu evleri atla bu evleri de bunları da  Göğe bakalım.  Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl...

Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif

Resim
“Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamlardan, Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun cehennemin öbür adıdır. Üşüyorum, kapama gözlerini...” “Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.  Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,  Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...  Ve zehir - zıkkım cıgaram.  Gene bir cehennem var yastığımda,  Gel artık.” “Terk etmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım,  Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede,  Tütünsüz, uykusuz kaldım,  Terk etmedi sevdan beni...” S:13  “Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can.” S:33    “Utanırım, Utanırım fukaralıktan, Ele, güne karşı çıplak... Üşür fidelerim, Harmanım kesat. Kardeşliğin, çalışmanın, Beraberliğin, Atom güllerinin katmer açtığı, Şairlerin, bilgin...

Pulbiber Mahallesi, Didem Madak

Resim
Artık büyü diyorlar bana Ekmeğini salatanın suyuna banma. s. 15 Pardon diyorum ayağıma bastığında dünya Saçlarımın ucundan başlıyor artık kırılma Kelimelerin tadına bakıyorum Zehrinden korktuğum acı kelimeler yutuyorum yanlışlıkla. s. 16 İnsanlara uyanmalarını kim söylüyor Füsun Kim sabah oldu diyor onlara? s. 17 Belki bir gün balkona çıkar Blok flütle çocuk şarkıları çalarım Bana artık büyü diyorlar Bütün renkleri mezun etmişler hayatlarından Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar. Bilirsin işte Füsun gidişinden bu yana Hüzün sektöründe bilfiil yirmi üç sene görev yaptım! İnfaza götürürken bari üst benlerim Gözüme bir gökkuşağı bağlasalar. Bir gece kalkıp bütün ışıkları yakacağım Füsun Şiirime ışıktan bir nokta koyacağım! s. 17 Acı denizlere doğru akıyorum... s. 18 Bazı yarım işleri artık tamamlıyorum. Bazı yarım şiirleri Bazı yarım baş ağrılarıyla. s. 19 İsminden ismimle doğduğuma inanıyorum Füsun. Bu inanç hiç bitmiyor. s. 19 Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyele...

Grapon Kağıtları, Didem Madak

Resim
Annem Ki beyaz bir kadındır Ölüsünü şiirle yıkadım. Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. Sevgili Anneciğim Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. s. 16 Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor. Di'li geçmiş zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun. s. 16 Kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya Bazen görülen rüyalar gibi kapkara Bir ton rüya çıtırdarken Sen kar yağmadan önce başkaydın, Kar yağdıktan sonra bambaşka. s. 17 Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: Anne. s. 18 Müjde Bilir'e İki sigaram kaldı bu gece için maviş anne İki muhabbet kuşum. İki kendim varmış maviş anne Biri benmişim, biri mutsuz Ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak? Dünyaya bile bir dünya anne lazım. Biri sen ol maviş anne, biri ben. Dünyanın bütün sabahlarına iki bilet al da Birlikte gidelim maviş anne...

Ah'lar Ağacı, Didem Madak

Resim
Berbattı, Bir şiire böyle başlanmazdı. s. 12 Yapıştırsam da parçalarını hayatımın Su sızdırıyordu çatlaklarından. Karnabahar kızartmıyordu asla Başroldeki kadınlar. s. 12 Güçlü bir el silkeledi beni sonra Sanırım Tanrı'nın eliydi. Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan. Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, Çok şey görmüşüm gibi Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, Ah… dedim sonra Ah! s. 14 Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı'ya: Tanrım bana hiç erimeyen, Kırmızı bir bonbon şekeri yolla. Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik Kardeşimle kendimize durmadan, Olmayan çayları, Olmayan fincanlardan içerdik. Olmayan kapıları açardık, Olmayan ziller çaldığında. Siyah papyonlu olurdu mutlaka Resim defterimizdeki damat. Yedi günde yarattığımız dünya Mutlu olurduk pastel koksa. Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya: Olanlar oldu tanrım Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla! s. 15 Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım. İçim sıkılmasa o kadar, Tek bir satır bile okumazdım. s. 17 İn...