Kayıtlar

Türk Edebiyatı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gözlerin İstanbul Oluyor Birden, Yavuz Bülent Bakiler

Resim
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde.  Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden. Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen Durgun sular gibi azalacağım Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen. Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince Yalnız gözlerime bak diyeceksin. Ellerim usulca ellerine değince Kaybolup gideceksin Bir elim seni çizecek bütün pencerelere Bir elim seni silecek. Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere Senin için yeni baştan can kesilecek. Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde. Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden.  s. 171

Ben Sana Mecburum, Attila İlhan

Resim
  Ben sana mecburum bilemezsin  Adını mıh gibi aklımda tutuyorum  Büyüdükçe büyüyor gözlerin  Ben sana mecburum bilemezsin  İçimi seninle ısıtıyorum.  Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor  Bu şehir o eski İstanbul mudur  Karanlıkta bulutlar parçalanıyor  Sokak lambaları birden yanıyor  Kaldırımlarda yağmur kokusu  Ben sana mecburum sen yoksun.  Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur  İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur  Tutsak ustura ağzında yaşamaktan  Kimi zaman ellerini kırar tutkusu  Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından  Hangi kapıyı çalsa kimi zaman  Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu  Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor  Eski zamanlardan bir cuma çalıyor  Durup köşe başında deliksiz dinlesem  Sana kullanılmamış bir gök getirsem  Haftalar ellerimde ufalanıyor  Ne yapsam  ne tutsam nereye gitsem  Ben sana mecburum sen yoksun.  Belki haziranda mavi benekli...

Otuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı Tarancı

Resim
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç fark ettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar? Neylersin öl...

Belki Yine Gelirim, Ahmet Telli

Resim
  (Cemil Çakır hocaya) Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum bir sağanak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan kadınları güzelleştiren herhalde onlardı 'Tükürsem cinayet sayılır' diyordu birisi tükürsek cinayet sayılıyor artık ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda ...

Soğuk Kazı, Birhan Keskin

Resim
Hatırlamaya çalıştığı bir cümlesi belki de hiç olmadı. s. 14 Bütün günüme bütün güneş düşse ne olur, Ne yazar üstümden bulut bütün yürüse. s. 17 Beni bu dünyaya ağzımda, Hoh, Bu zehirle bıraktığında Ben senin kötü olduğunu, Senin kötü olduğunu Anlamamak için, Çok çalıştım. s. 19 bir keredir ayrılık ve kulağında küpe artık s. 25 Dünya soğur, akşam serinlerken, Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok. Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim, Ve işte en gümüş cümlem: İçimi açtım sana. İçini açmak için. s. 27 Her şey her şey terk etmiş seni  Bir taşın bir kumun gölgesi bile s. 28 Beni başka yağmurlar yıkamıştı, seni başka. s. 30 Ne çok isimle çağırdım ne çok şeyi! İnceciğim. Kırığım. Anla... Bu yüksekten bir düzlüğe indir beni. s. 33 Kalbimden ayağınaydı yolum, Gördüm, hep seni gördüm s. 34 Sonsuzluk, bilmiyoruz ki, belki de Şefkatli bir şeydir, ne bileceksiniz Taş karışmıştır dilime çoktan bağışlayın. ... Bazen benim sanırım bazen hiçkimsem yok. ... Siz bana yine de güzel bir şey anlatı...

Eski Bahçe, Tezer Özlü

Resim
Ben belki de her gece aynı yerde oturuyorum. Düşünmemek için. s. 9 Onu bekledim. Gelsin. Elimi tutsun diye. s. 10 İnandığım hiçbir şey yok. s. 10 Bir şey söyle. Bitsin. Her şeyi bitirsin. İşin çok başındayız daha. Bitsin. s. 10 Uzun bir süredir gitmek istiyordum buralardan.  Nereye? Herhangi bir yere. Burada hiç kıpırdamadan ölmemek için. s. 15 Oysa o büyük evin içinde her birimizin uykularının ne büyük bir yalnızlıkta geçtiğini biliyorum. Ninem ölüm döşeğinde uzun süre yattı. Yatağı benimkinin tam karşısındaydı. Ben büyüyordum. O ölüyordu. s. 21 ... -her şey ölüyor. s. 25 İkimizin konuşabileceğimiz bir dil var, ama o ağır işittiği için beni duymuyor zaten. Duyabildiklerini de hemen sonra unutuyor. -Ne büyük bir mutluluk.- s. 25 hiç ölmeyeceğim işte ölüme ölmemekle karşı çıkıyorum ölmemek de bir çeşit ölüm mü s. 31 yazamıyorum bir araya getirdiğim harfler beni anlatmaktan uzak s. 38 insanlar mutlu günlerin önlerine geçiyorlar s. 39 neyi ya da  kimi bekliyorum güneş aynı güneş ...

Dünya Hali, Engin Geçtan

Resim
  “Soren Kierkegaard’ın bir sözünü hatırlattı. Diyor ki, “Seçimler yoğun bir özgürlük anında yapılır” ve buna çok güzel bir ad vermiş, “kader sıçraması”. Seçim ile karar arasında fark olduğunu düşünüyorum; karar farklı bir olgu. Yani biz bir şeye karar verdiğimizi söylüyoruz. Özellikle hayatımızın önemli konularında. Ama aslında karar bilinç dışında verilmekte ve biz onun farkında olmuyoruz; bilince ulaştığı ânı karar ânı zannediyoruz.” s.25 “Goethe, “Yolculuğu bir yere varmak için değil, yolda olmak için severim” diyor.” s.30 “Engin Geçtan tek başına, yaşamın ısmarlanamazlığını anlatarak Milan Kundera’ya atıfla, “Hayat bir kere yaşandığı için yargılanamaz” diyor. Iching felsefesinin, “Ölüm, bir hayatın başına konulan taçtır” görüşünü “Ama, hakkını vererek yaşanmış olan hayatın” diye pekiştiriyor.” s.45 “Çoğumuz, özellikle geleceği ipotek altına alarak yaşamımızı denetleme eğilimindeyiz. Bilinmeyenden hepimiz biraz korkuyoruz fakat, bizim için iyi olmadığı halde, alıştığımız ...

İnsanın Acısını İnsan Alır, Şükrü Erbaş

Resim
Burada mutluluk kişiliksiz bir duyguyken, uzaklarda acı bile yaşama bağlıyordu insanı. Durduğu yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inandırmıştı kendini. s. 10 Kimsenin sesinde bulut yok, kanat yok, rüzgâr yok; bir hızar sesiyle konuşuyor artık herkes. Kalbinle donattın önce gövdemi, sonra aşkın nasıl bir yoksulluğa dönüştüğünü gösterdin. Sevinçler bitti, kapı zilleri bitti. Ne bir yere giden var, ne gelenlerin yüzünde bir iyilik. Senden başka anısı yok döndüğün yerlerin. Tükeniş, kendini yokluğunla tanımlıyor. s. 14 Kâküllerine düşen çiy tanelerini topladım sabaha karşı. Doğan günden kırmızılar sürdüm yanağına. Saçının telinden tırnağının ucuna dek öptüm incelikle. Sonra alıp yanlızğımı yanıma, biraz daha tutkun, biraz daha iyimser, döndüm yeniden bıraktığın boşluklara. s. 15 ardımızda bıraktığımızı sandığımız, ikide bir önümüze geçen geçmişimiz. ayrılıkla beslenen göğsümüzdeki boşluk ... 'aralık kapılardaki rüzgâr'... ...

Üvercinka, Cemal Süreya

Resim
Bak bende yalan yok vallahi billâhi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur. s. 14 Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu namussuz bir çağ bu, biliyorsun. s. 22 Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahil Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kazanıp kurtardı diye güzel Bir çok çiçek adları gibi güzel En tanı...

Yalnızlık Paylaşılmaz, Özdemir Asaf

Resim
Her insanın bir öyküsü vardır, ama her insanın bir, şiiri yoktur. s. 9 Zamanın, ateşin ve ölümün Boyası beyaz. Aşkın, yalanın, kinin rengini Kırmızı yaz. Düşlerin, sevi'nin ve saygının giysilerini Maviye boya. Yoksulluğun, umutsuzluğun ve ayrılık gömleğini Kara çiz. s. 13 Onu düşünüyorum; kimseden saklanacak gibi değil. s. 50 Ağlasam geçer, biliyorum. Ağlanmıyor. s. 58 Yalnızlık. Müziğin bile seni dinlemesidir. s. 210

Öyle miymiş?, Şule Gürbüz

Resim
  Hiçbir şeyin yetmediği insana kitap yeter mi? s. 14 Tecrübe hataya mani değil hatayı tanımaya imkan imiş ama sen hata yapmasan da ne yaptığını aslında bilemeyeceğini öğrendin. s. 27 İnsan anlamadığını alır, anlayıp kıymet bulduğunu da almaz. Bu yüzden adam olmaz. s. 28 Acı başkasının ise ders ve ibret, başında ise bela telakki ediliyor. s. 32 Hayat, hayret edileceği yapmaya gayret etmektir. s. 40 Saatler eşit değildi, günler eşit değildi, 1988 yılının Ağustos ayı ile bir başka ağustos aynı uzunlukta değildi. 21 Aralık hep en uzun gece değildi. s. 92 Maharet, bilmeyene bilen görünmekmiş anladım da bilme­yenin bilene bu hâlde sunacağı neymiş? s. 101 Dünyayı aydınlatacak şekilde konuşabilmek gerekirmiş. Ama görünür dünya bile gizlideymiş. Mezarlar göz önün­de ama ölüler kim bilir neredeymiş. s. 139 Yaşımı aldım mı yaşım mı beni esir aldı, zamanın tutsağı mı oldum, genişçe bir bahçeye kondum diye söz gelimi bir park hapis olduğumu mu anlamadım, hapiste suçsuz olan mı yerini bulmuş ol...

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Resim
Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu ânı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. s. 11 "Bana yalan söylemeni isterdim aslında... Çünkü insan ancak kaybetmekten çok korktuğu bir şey için yalan söyler." s. 55 Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu anını yaşadığını bilmez. s. 72 Bir kadına, zamanında, iş işten geçmeden iyi davranmayı bilmek lazım. s. 91 Çok talihsiz bir zamanda karşılaştık. s. 134 Dünya umurumda değildi, çünkü her şey zaten fazlasıyla lüzumsuz ve kabaydı. s. 164 Senin aşk zannettiğin şey geçici bir takıntı. s. 183 Hepimiz en olmadık kişiye tutuluyoruz. s. 203 Kim ne derse desin, hayatta en önemli şey mutlu olmaktır. s. 217 Birlikte sahaflara gidip kitaplar alıyorlar, bitpazarına gidip eski plakları buluyorlar. s. 300  

Evrak Çantası, Murathan Mungan

Resim
Madak için sokakta var olmak, sokağa çıkmaları muhafazakarlığın yasaklarıyla düğümlenmiş kadınların "sokakta var olmasının" konuşulmasına da zemin oluşturur. "Sokağa çıkmak" hayatın görünür yüzüne çıkmak anlamına geldiğinden bazı durumlarda farklı engelleri hatırlatır. s. 18 Bu heyecanlı ürperişin nedeni edebiyatın, tüm zamanları birbirinin içinden geçirerek yaşanılan anı, mekanı bir esere sabitleyerek ölümsüzleştiren gücü olsa gerek. Hayat ve sanatın sokakta karşılaşmasının büyüsüdür bu. s. 20 Gülten Akın'a göre kadınlık zaten sırlar barındırır, "kapatıp kendilerini rahimlerine sırlarıyla oynuyorlar" dizesinde bunu apaçık ifade ettiği gibi, şiirlerinde dillendirilmeyen ama ima edilen aşkın da bir sır olma hali çoğu kez okuyucunun kavrayışına algısına bırakılır. s. 26 Erkeğin deliliğinin "Mecnun" olmak diye bir tür kıymetle payelendirilip, kadının deliliğinin düpedüz ve vasıfsız delilik sayıldığı bir toplumsal kültürde kadınlar taşkınlıkların...

Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987), Nilgün Marmara

Resim
Perdeler çekilidir bakışına belleğin çok öncelerden beri, büyüyen ağaçlarına özgür çocukların, vurur baltasını sinsi körlüğüyle tarih! s. 26 Ve biri kalabilir, aşkın yürekte, bilinmeyen gezegenlerin dokusunda saklanan cesaretin birikimini saymak için. s. 32 Bir dönüştü tekrarlanan, Ruhlanan bardaklarda şarap tadardık, Unutanlardandan değil hatırlayanlardandık. s. 34 Söylerim elbet tarihimin bin bir parçasını Ağlarım okyanus derinliğince, Bozgunumu içleştirsem ve bağlansam tutkuyla, Yanan boğazlara karışarak Hangi halkayla bağlardım bulanık taşları saydamlığa? s. 38 Uzak sevincim ey! Kırık dökük ülkenin seçkin çiçeği! s. 54 Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını yüzün, kavisin beyaz yanağıyla? s. 58 Dünyamsın benim, zorbam, düzenim, Bundan gözlerim göğe çevrili, ellerim denizde. Hiç katılmadan sende yaşıyorum, dirimimsin benim, doğarken öldüğüm. s. 77 Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılmayanın boyun eğen yansısı, Sevda ile seslenir sizlere! s. 81 Bitsin demiş, ben ...

Fasa Fiso, Teoman

Resim
“çok üzülme, çok susma çok darılma çok ağlama çok da kitap okuma!” dedi annem. s. 17 O yıllarda kitaplara fazlaca düşkündüm ve kitap bizde pek de matah bir şey sayılmıyordu. s. 17 Annem sinirli ve ilaçları var. Halamlarla, yengemlerle ne zaman buluşsalar babamdan bahsedip ağlıyorlar öbür odada. Her söylediklerini duyuyorum. Babalardan bahsedilmesini sevmiyorum. s. 19 Çocuklukta çok sıkıcı şeyler var, büyümeyi beklemek. s. 41 “Özgürlük, felsefem olacak.” s. 53 Bana dönüp, “İyi ki meşhur oldun” diyor. “Artık çok daha makul birisin.” “Evet ama” diyorum, “insanlara ilgimi filan kaybettim.” Gülüyor; “Hiçbir zaman yoktu ki” diyor. s. 124 İnsanın bugün öyle hissetmesi için dün dibe vurması gerekiyor. s. 186 İnsanlar her şeyi fazla önemsiyor gibi geliyor bana. Yani kariyer dediğin şeyi, ün dediğin şeyi… Başkalarının senin hakkında düşündüklerinin ne önemi var ki? s. 198 “Yüzme bilmeden daha deniz görmeden hiç güneşte yanmadan şimdi ölmek istemem bir kalbi sarmadan.” s. 207 Oktay Rıfat’ın şiir...

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören

Resim
Bazı kitaplar vardır, sizinle konuşur. Okumaya başlayınca fark edersiniz. Arkadaşınız olurlar. Ara sıra, evde dolaşırken karşılaşır, sayfalarını koklar, karıştırırsınız. s. 13 Kendi hayatını yaşayamayan insanlar, çocuklarının hayatını yaşar. Süpermen Türk olsaydı pelerinini kesin anası bağladı. Bir de uçarken arkasından bağırır: Varınca çaldır oğlum. Bırak uçsun artık! s. 17 1950'lerin başı. Köylerde kahvehane yoktur, kütüphaneler kurulur. Sonra bu işlere siyaset karışır; Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi...Derken kütüphaneler kapanır, kahvehaneler açılır. s. 23 Dokunduğunuz her yere değer katabilirsiniz. s. 29 Anadolu'da "Emeksiz yemek olmaz " derler. s. 35 Allah aşkına aranızda bugün yaşadığımız sorunları bilmeyen var mı? Adım atıyor musunuz, atmıyor musunuz; tüm fark burada. s. 47 Siz de bazen başaramayabilirsiniz ama en azından örnek olursunuz. Bunun adı zaten başarmak. s. 48 Yeriz kuralları biz. Kırmızı ışık nedir trafikte? - Dur Yeşil? - Geç Sarı? - Hızlı...

Kardeşini Doğurmak, Büşra Sanay

Resim
Çocuk çocuktur, masumdur, paktır. Çocukluğunu yaşamalıdır. Çekin kirli ellerinizi, düşüncelerinizi onların üzerinden. s. 9 “Biliyorum ki duyarlı insanların sayısı hiç de az değil ama yeterli de değil; daha fazlasına ihtiyaç var.” s. 18 Eski toplumlarda anne hamileyse ve bi­ri erkek biri kız, ikiz bebek doğurmuşsa öldürülüyorlardı; çünkü anne karnında cinsel ilişkiye girdikleri düşünülüyordu! s. 19 Çocuklar ölüyor üstat. İnsanlar ise her şeyi meşrulaştırıyorlar. s. 24 Benden gitmeyeceğine inandığım insanlar oldu. Çok yanıldım. Sen yanıldın mı böyle hiç? Sırtımı insanlara dayayamayacağımı öğretti insanlar bana. s. 25 Bu toplum tecavüz eden adamın tecavüz ettiği kadınla evlenip mutlu olduğuna inanan bir toplum. s. 32 Şiddetin seslerine tepkisiz kalan komşular müzik sesine tepki gösterirler. s. 35 “Toplumsal cinsiyet eşitliğinde sınıfta kalmış bir top­lumuz, hikâyemiz bu ve Türkiye’nin iyi bir TERAPİYE ihtiyacı var.” s. 37 Kendi evinin içindeki in­sana güvenmeyeceksin de kime güveneceksin...

Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz

Resim
Kendini, kendinle hırpalıyordun. S. 12 Bir şeye ad vermek, onu kendine alışmaya zorlamaktır. S. 18 Düne kadar sadece hissederek yaşardın. Bir önceki günün hissini anımsayarak benzer bir şey hissetmek üzere alesta bekler, önceki zamanlardaki hislerinin hatırasıyla kendinin karbon kopyası olurdun. S. 24 Hisler düşünceyi tetiklemediğinde hissedilmiş olanı hissetmekten başka elden bir şey gelmiyor. S. 24 İnsanın olmadığı haliyle kusursuzluğa özendiği bu viran çağdan, olduğu haliyle kusursuzluğa eriştiği olası bir çağa sıçrayalım seninle. Herkesin anladığı dilden konuşan peygamberlerin henüz türemediği, hiçbir tanrı buyruğunun yazılmadığı, Gılgamış’tan başka kimsenin ölümsüzlüğe yeltenmediği, insanın yediği kadar avlandığı çağdışı bir çağ olsun söz gelimi. Madem yerimizde duramıyoruz bir sesli bir sessiz iki harf gibi yan yana, dokunaklı bir çığlığın hecesi olalım ikimiz. S. 25 Anlatılara düşkünlüğün, varoluşsal ıstırabındandır. Yaratılan misal alemiyle teselli bulmak için. S. 29 ...

Canım Aliye, Ruhum Filiz, Sabahattin Ali

Resim
Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek.  s. 6 Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. s. 11 Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku... s. 17 Ben son zamanlarda her şeyden ümidimi kesmiş, kendimi gülen, oynayan hayattan ayırarak birkaç türlü kitabın arasına atmış bulunuyordum. Sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin. Ben bu kadar bol hayat ve saadet yağmuru altında kendimi unutmuş gibiyim. Şimdi ömrümün bir tek gayesi var: bir gün evvel sana kavuşmak, seni kollarımın arasına almak, güzel, temiz yüzüne saatlerce,  senelerce hiç doymadan bakmak. Ancak o zaman tam neşeli, senin istediğin gibi neşeli olabileceğim. Senden ayrı, senden uzak bulunurken benden nasıl neşeli şeyler istiyorsun? s. 25 İnsan alıştığı, güzel bulduğu, kendine yakın bulduğu yerlerden ayrılırken sanki v...