Kayıtlar

Alman Edebiyatı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Feniçka, Lou Andreas-Salomé

Resim
  "(...) Rusya'nın diğer ülkelere göre en büyük artısı, insanın her şeyi eskisi gibi bulacağından emin olmasıdır. Burada ilerlemeden ilerlemeye koşulmaz, yıllar geçse de her şey aynıdır." s. 26  "Dış kabuğu sıyırıp atarsak törenin anlamı nedir? Şu: İki insan sonsuza dek birlikte olmak ister, muhtemelen birbirlerini sevdikleri için ama sadece kendilerini ilgilendiren bir aşk için değil, ortak bir görev için; tabiri caizse daha yüce üçüncü bir tarafın hizmetinde, kopmamacasına bağlanırlar. Aksi halde, bütün bu kopmaz bağların bir anlamı yoktur. Hayır, böyle yaparak sadece kişisel olanın, sadece duygusal olanın ötesine geçmek isterler, buna ister Tanrı desinler, ister ailenin kutsallığı, isterlerse evlilik bağının ebedîliği, hepsi aynı kapıya çıkar. Her halükârda bu başka bir şeydir, yalnızca cinsiyetler arası aşktan tamamen farklı bir şey." s. 27 "(...) Neyse ki yanılıyorsunuz. En azından söylediğiniz gibi kopmaz bir bağ değil bu. Boşanma olasılığı var."...

Mutlu Olma Sanatı, Arthur Schopenhauer

Resim
... (En iyisini her yerde doğa yapar. Yine de bize bağlı olan şeyler vardır.) s. 11 ... salt isteme ve yapabilme kendi içinde henüz yeterli değildir, aynı zamanda insan ne istediğini bilmelidir ve ne yapabildiğini bilmelidir . Ancak bu şekilde karakter gösterebilir ve ancak o zaman doğru bir şey yapabilir. s. 14 İnsan istemeyi aklından geçirmediği malların yokluğunu kesinlikle hissetmez, bunlar olmaksızın da tümüyle memnundur; öte yandan yüz kat fazlasına sahip bir başkası, istediği şey onda olmadığı için kendin mutsuz hisseder. s. 20 Ölçüsüz sevinç de çok şiddetli acı da sadece aynı kişide bulunabilir. Zira her ikisi de karşılıklı olarak birbirine bağımlıdır ve ayrıca ortaklaşa olarak da ruhun neşesine bağlıdır. s. 24 ... kuruntu, kişinin yalnızca düşerek inebileceği, dolayısıyla da kaçınması gereken bir tepeye benzer. s. 24 "İstediğimiz gibi yaşamamalıyız, yaşayabileceğimiz gibi yaşamalıyız." s. 26 "Aklı başında kişi hoş olanın değil, acı vermeyenin peşindedir." A...

Stefan Zweig, Bir Çöküşün Öyküsü

Resim
Davranışları hafifmeşrep ve taşkındı; bunun yarısını kaygısızlığını göstermek için hesaplayarak, yarısına da alışkanlıktan yapıyordu. bu bütün yapmacık tavırlarını doğalmış gibi gösteren, hatta bu tavırları gerçekten içtenliğe dönüştüren dalgın ve tasasız hoppalığı gibiydi tıpkı. s. 2 Ne yapacağını bulamıyordu; içinde her şey susmuş, yüreğinin anlamlı müziği, anahtarı kaybolmuş müzikli saat gibi ölmüştü. s. 9 Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeceğini hiç bilmemişti, çünkü hiç yalnız kalmamıştı. s. 13 Ama kimse yoktu ki burada, rol yapması gerekmiyordu, ilk kez kendisiyle baş başaydı. s. 14 O da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı. s. 33 Yakında öleceğim, bana acımayın. s. 40 Kadın, herhangi birinin özlemini çekiyordu, tıpkı gün ışıyana kadar soğuktan titreyerek sarınacağı bir palto gibi özlüyordu onu. s. 42 Hiçbir şey hissetmedi, ...

O Gün İçin Bir Şemsiye, Wilhelm Genazino

Resim
Galiba bazı insanları gözümüzde unutulmaz kılan şey yaşantılar değil, tam tersine o kişilerin ilk anda dikkatimizi çeken bu tür bedensel ayrıntıları, artık uzun zamandır onlardan uzak olsak bile. s. 8 Zira herhangi bir şey düşünmeden sokaklarda dolanmak mümkün değil. s. 9 Çoğunlukla şehirde oradan oraya dolanmamın yegâne nedeni, hatırlamamanın yürürken benim için daha kolay olmasıdır. s. 16 Anılar kafamın içinde ne kadar uzun süre dolanırsa, o kadar güçlü bir sempati duyuyorum onlara yeniden. s. 22 Bence insanlar çocukken istedikleri şeyleri asla unutmazlar. s. 26 Son günlerde bir fikir geliştirdim, tanıdığım veya beni tanıyan herkese bir suskunluk programı yollayacağım. Bu programda ne zaman konuşmak istediğim ve ne zaman istemediğim tam olarak yer alıyor. Suskunluk ders programına riayet etmeyenler bir daha benime konuşamayacak. s. 38 Senin beynin neden hep böyle kimsenin satın almak istemediği çürük yumurtaların üstünde kuluçkaya yatıyor ki? s. 41 Canımdan bezmiş bir hâlde, bugün en...

Ev, Kadınlar, Seks., Margit Schreiner

Resim
Hiçbir şey yoktan var olmaz, her şeyin bir yolu yordamı vardır, işin yasası ve gereği böyledir. Rastlantılar, sürprizler yoktur. s. 8 Her şey yabancıydı ve her zamankinden daha uzaktı. s. 9 Ölebileceğimi ve kimsenin benim eksikliğimi çekmeyeceğini hissettim. s. 9 Bir gün her şeyin böyle sonlanacağını kimse bilemezdi. Herkes bize hayrandı. s. 11 Farkında mısın, hayat yeterince zor. Bir de anlayış göstermek zorunda olduğun birine gerek yok. s. 23 Hiçbir zaman kimse bana yaptıklarım için teşekkür etmedi. s. 25 Biliyor musun? Bu yapılabilecek en aşağılık şey. Emek harcamış birinin sevincini kursağında bırakmak. Takdir etmekten kaçınmak. Memnuniyetini elinden almak. Ne coşku ne övgü, hiçbir şey yok. s. 28 İnsanlar inanmak istemedikleri şeye inanmazlar. s. 30 Susmayıp konuşan biri yanlış anlaşılma olasılığıyla karşı karşıya kalabilir, konuşan biri risk alır ve risk alan biri de her zaman kazanmaz. Haklı olan her zaman hakkını alamaz. s. 33 Zamanın geçip gittiğini kim söylüyor ki? Ömür boyu b...

Bilinç Dışı, Sigmund Freud

Resim
Acı hissi mazoşistik bir amaç olduktan sonra sadist acı verme amacı geçmişe dönük olarak oluşabilir; başka bir kişiye yöneltilen bu acıdan, acı çeken kişiyle özdeşim yaşanmasıyla mazoşistik bir biçimde zevk alınır. Her iki durumda da zevk alınan şey acı değildir, ona eşlik eden cinsel uyarımdır; bu durum özellikle sadistler için geçerlidir. s. 67 Dürtü içeriğinin karşıtına çevrilmesi yalnızca tek bir vakada gözlenebilir, sevginin nefrete dönüşmesinde. Bu ikili aynı anda genellikle aynı nesneye yöneltilir, öyle ki bu birlikte var olma hali bize duygusal ikircikliğin en önemli örneğini sunar. s. 73 Sevginin bir değil, üç karşıtı vardır. Sevmek ve nefret etmek dışında, sevmek ve sevilmek vardır, ayrıca sevgi ve nefret bir arada değerlendirildiğinde ilgisizliğin karşısında yer alır. s. 73 Söz konusu olan bir dürtü olduğunda, kaçmak bir işe yaramaz çünkü ego kendisinden kaçamaz. Daha sonraki bir evrede makul bir ret, dürtü etkilerine karşı iyi bir önlem olarak belirlenir. Bu kabul etmeme du...

Kapıların Dışında, Wolfgang Borchert

Resim
Birisi ölü­yor. Sonra? Sonrası hiç. Rüzgar yine eser. s. 27 Cadde kan kokuyor, çünkü gerçeği öldürdüler. s. 36 İnsan en önce gitmesi gereken yeri en sonra hatırlar. s. 37 Sessizliğin dehşetini duymuyor musun? s. 45 Uyuyabiliyor musunuz? Geceleri iki bin hayaletle? Uyumayı bırakın, yaşayabiliyor musunuz, haykırmadan bir dakika yaşayabiliyor musunuz? s. 61 Biz gençlere muhtacız, dünyayı olduğu gibi görüp seven bir nesle muhtacız. Gerçeği her şeyin üstünde tutan; planları, tasavvurları olan bir nesle muhtacız. s. 67 Aşağıda insanların kulakları tıkalı, yukarıda Tanrı'nın! Tanrı uyuyor, bizse yaşamaya devam ediyoruz. Bu kalp, sesi kısılana kadar bağırdı da çığlığını hiç kimse duyma­dı. Ne aşağıda ne yukarıda hiç kimse! s. 86 İnsanın karnı tok, sırtı pek oldu mu başkalarının yoksulluklarını okuması, merhamete gelip iç çekmesi ne tatlıdır. s. 89 Biz her gün bir cinayete kurban gi­der, her gün bir cinayet işleriz. Biz her gün bir cinayetin önünden kayıtsız geçer, gideriz. s. 116 Eskiden s...

Günlükler – 1946-1949, Max Frisch

Resim
Sürekli akan bir şerit üzerinde yaşıyoruz; kendi kendimizi telafi etmek ve bir anlığına hayatımızı düzeltmek umudu yok. s. 22 Yaşamları gerçek değil, umutsuz bir bekleyişten ibaret, asılmıyorlar yaşama; yaşam onların yakasına yapışmış bir hayalet gibi. s. 35 Önemli olan, sözcüklerin arasındaki ifade edilemeyen beyaz alandır. Sözcüklerin anlattığı, gerçek düşüncemizi dile getirmeyen önemsiz şeylerdir hep. s. 37 Aslında sadece ertelemek anlamına gelen, içinde yaşadığımız zamana karşı bahane anlamına gelen umuttan kurtulmak yeter. s. 60 İnsan, ışığa tutulmuş bir film makarası gibi, anıların tabedeceği bir film. s. 101 Çünkü insanın yaşayabileceği en yabancı şey, kendini dışardan seyretmek. s. 103 Tanık olduğumuz bir cürüm karşısında suskun kalmak, suç ortağı olmanın en yaygın şekli belki de. s. 120 Sen diye hitap ediyoruz birbirimize ve ertesi gün deniz kenarında uyanır gibi uyanıyorum. Elim, elinle dolu. s. 127 Gecenin renklerini ve güneşin saçıp savurduğu bütün ışığı sen tutuyo...

Lizbon'a Gece Treni, Pascal Mercier

Resim
İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak - gerisine ne oluyor? s. 25   Oysa kendi ruhlarındaki hareketleri dikkatle izlemeyenler mutlaka mutsuz olurlar. s. 36 Kelimelerin bir etkisinin olması, bir insanı harekete geçirmesi, durdurması, güldürüp ağlatması: Daha çocukken bile bir muamma gibi gelirdi bu ona ve bundan etkilenmekten hiç geri kalmamıştı. s. 47 Okuyan insanlar vardı, bir de ötekiler. Birinin okuyan mı okumayan mı olduğu hemen anlaşılıyordu. İnsanlar arasında bundan daha büyük bir fark yoktu. s. 134 Hayatımızın gerçek yönetmeni rastlantıdır –gaddar, acımasız ve büyüleyici bir cazibesi olan bir yönetmen. s. 153 Hayâl kırıklığının kötü olduğu söylenir. Düşüncesizce varılmış bir önyargı. Hayâl kırıklığı yoluyla değilse hangi yolla keşfedebiliriz neler beklemiş, neler ummuş olduğumuzu? Bu keşifte değilse nerede yatar insanın kendini tanıması? Hayal kırıklığı olmazsa insan kendisi hakkında aydınlığa kavuşur mu? Hayal kırıklıklarına, onlar olmasaydı hayatımız dah...

Uygarlığın Huzursuzluğu, Sigmund Freud

Resim
  Bireyleri gerçekten birbirine bağlayan, temeldeki imrenme ve saldırganlık duygularıydı. S. 13 İnsanoğlu, kibrinden dolayı kendisini en üstün ırk olarak görüyor. S. 17 İnsanlar mutluluğun peşindedir, mutlu olmak ve öyle kalmak isterler. S. 20 " Kim bilim ve sanata sahipse, sahiptir dine de. / Kim yoksunsa ikisinden de, sarılmalıdır dine." (Goethe) S. 35 Acıya karşı en korumasız olduğumuz zaman birini sevdiğimiz zamandır. S. 42 İnsanları mutluluğa götürebilecek pek çok yol vardır, ama insanı mutluluğa götüreceği kesin olan hiçbir yol yoktur. S. 44 Her insan sevgiye layık değildir. S. 52 En başta sevgi talepleri ile uygarlığın temelini atan kadınlardır. S. 53 İnsan insanın kurdudur. S. 63 Vicdan, hepimizi korkak kılar. S. 82

Amok Koşucusu, Stefan Zweig

Resim
İnsanın kendisiyle baş başa kalmasına ise imkân yoktu. s. 7 Sizden benimle konuşmanızı rica ediyorum, çünkü kendi suskunluğumda boğulmak üzereyim. s. 11 Herkes en azından bir parça delirir. s. 13 İnsan bilir ki bıraktığı yerde onu çoktan unutmuşlardır. s. 19 Güvenin şartı samimiyettir, kayıtsız şartsız samimiyet. s. 21 Ama gençken sıtmanın ve ölümün sadece başkalarının başına geleceğini düşünürsünüz. s. 23 Güvenmek için dürüstlük gerekir, kayıtsız şartsız dürüstlük. s. 25 Ben bu iğrenç yalnızlık içerisinde, insanın ruhunu yiyip bitiren, iliğini kemiğini emen bu ülkede utanmayı unuttum. s. 27 Söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz. s. 30 İnsan her şeyi kaybedince elinde kalan son şey için çaresizce mücadele eder. s. 54 Her şeyinizi kaybettiğinizde elinizde kalan son şey için umutsuzca savaşırsınız. s. 66 Yardım etmek için de bu duyguya ihtiyacınız vardı, karşınızdakinin size ihtiyacı olduğu duygusuna. s. 87

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig

Resim
"Aslında yazmak, bir anlamda, zihnimi sürekli meşgul eden, içimde sancılı bir huzursuzluğa neden olan bir olayla sonunda hesaplaşmak, onun üzerine sünger çekmek, onu yerli yerine oturtmak, benden önde tutmak ve her açıdan kapatmak için giriştiğim bir çabaydı." S. 6  Yakınımda olan şeylerle bile aramda camdan bir duvar vardı ve kendi irademle onu yıkacak gücü bulamıyordum. S. 10 Birisi üzerime aniden bir tabanca çevirse yüreğim etrafımdaki bunca insanın yüreğinin bir avuç para için attığı kadar atmazdı. S. 14 İnsanlar bana sırt çevirdi, hayatıma kadınlar girdi çıktı ama tüm bunlar karşısında hissettiklerim, pencereye vuran yağmur damlalarını izleyen birinin hissettiklerinden farksızdı. S. 17 "Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!" S. 37 ...ilk kez bu dünyaya ait birisi için var olduğumu hissediyordum. S. 57 İnsanın k...

Geçmişe Yolculuk, Stefan Zweig

Resim
“Geldin işte!” Kollarını uzatıp, neredeyse iki yana açarak kadına doğru yürüdü. “Geldin işte,” dedi bir kez daha tekrarladı; sevdiği insanı şefkat dolu bakışlarla sarıp sarmalarken, ses tonu sürpriz ve mutluluk arasında dalgalanarak gitgide tizleşiyordu. “Gelmeyeceksin diye korkmuştum!” S. 1 Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı. S. 11 Acz içinde geçen yıllar, dedi içinden, duygularımıza karşı acz içinde geçen yıllar: Dokuz yıl oldu ve sesinin tek bir tonu değişmemiş, bedenimin tek bir siniri bile onu farklı algılamıyor. Hiçbir şey yitmemiş, hiçbir şey geçmemiş, varlığı eskiden olduğu gibi sevgi dolu bir mutluluk yaratıyor. S. 22 Sadece anılarla yaşamak insanın doğasına aykırıydı; nasıl bitkiler ve bütün canlılar renklerinin solmaması ve çanak yapraklarının kuruyup dökülmemesi için toprağın besleyici gücüne ve gökyüzünden süzülüp gelen canlı ışığa ihtiya...

Kızıl, Stefan Zweig

Resim
Pencerenin önüne geldi, yağmurun aralıksız yağdığını gördü. (...), sanki dışarıda bütün dünya derdini milyonlarca gözyaşıyla döküyordu. S. 4 “Günlerce hiçbir şey yaşamıyorum, tanıdık bir yüz görmüyorum; binlerce insanın arasında yapayalnız olmanın ne anlama geldiğini bilemezsin.” S. 44 “Kimse beni benden daha fazla hor göremez.” S. 46 Bir anda yüreğine oturdu, aylardır hemen yanında, aralarındaki duvarın ardında hiç görmediği insanlar yaşıyor, yanı başında ağır yazgılar vuku buluyor ve onun bunlardan haberi olmuyordu. Ölüm bitişikte bir kız çocuğunu pençesine almaya çalışırken, o hayvan gibi uyumuştu ve bu durumda nasıl olur da başkalarından güven bekleyebilirdi? S. 50 “Neredeyse bütün çocuk hastalıklarında bu böyle: Çocuklar bu hastalıkları yeniyor, yetişkinler ise ona yeniliyor.” S. 54 Sonra kırmızı ve siyah mürekkeplerle çeşitli kalemler çıkardı, birinci sayfaya kıvrımlı yazılarla ve arabesk süslemelerle Dante’nin sözlerini yazmaya başladı: “ Incipit vita muova. ” - “Yen...

Belki Bu Defa, Belki Şimdi, Alois Hotschnig

Resim
Güneş doğuyor ve batıyor, hiçbir şey değişmiyor, yalnızca benim huzursuzluğum artıyordu. S. 12 Gözlerimizin önünde aynı şeyler oluyordu, aynı sesleri duyuyorduk ve aramızda ortak bir dünya vardı bizi ayıran. S. 16 Bizler de değerliyiz, ama onun kadar değil, çünkü Walter’in yokluğu hepimizi anne babamızın gözünde ve kendi gözümüzde değersiz kılıyor. S. 43 Yine de bana öyle geliyordu ki ondan hoşlanmaktan ziyade ona tahammül ediyorlardı. S. 62

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig

Resim
Kelimelerim seni korkutmasın; ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez.  s. 4 Sen, benim için –sana nasıl söyleyebilirim? Bu konuda her girişim yetersiz kalır-, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın. Benim için her şey, ancak seninle ilintili olduğu ölçüde vardı, hayatımdakilerin hepsi ancak seninle bağıntılı olduğu ölçüde anlamlıydı. s. 13 Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur. s. 20 Senden uzaktayken mutlu, halimden memnun yaşamak istemiyordum, kendi kendimi acılardan ve yalnızlıktan oluşma, karanlık bir dünyaya gömmüştüm. s. 21  Seni sen kim isen o olarak seviyorum, sıcakkanlı ve çabuk unutan, kendini veren ve sadık kalmayan, seni yalnızca her zaman kim idiysen ve şimdi de hâlâ kimsen o halinle seviyorum. s. 33 İçimin derinliklerinde, benliğimin bilinçaltında hâlâ o eski çocukluk hayalim yaşamaktaydı, belki de günün birinde beni, yalnızca bir sa...

Tütüncü Çırağı, Robert Seethaler

Resim
Tütün dükkânının çevresine küçük bir kalabalık toplanmıştı; Otto Trsnjek ve kasap ustası, kalabalığın ortasında her an hamle yapmaya hazır panayır güreşçileri gibi karşı karşıya duruyorlardı. “Ah, nihayet sen de kalkabildin demek!” diye bağırdı Franz’a tütün satıcısı. “Ne oluyor burada?” diye kekeledi Franz. “Gözlerini iyi aç ve bak!” Otto Trsnjek’in suratı kıpkırmızıydı, şakaklarında birkaç damar, mavimsi solucanlar misali kımıldıyordu. Koltuk değneklerinden birini öfkeden titreyen eliyle havaya kaldırdı ve tütün dükkânını işaret etti. Yaya kaldırımına ve dükkânın ön cephesine kızıl kahverengiye çalan bir sıvı sürülmüştü. Sanki birisi, kaldırım ve dükkâna birkaç kova boya ve çamur boca etmişti. Camekâna boyası henüz taze ve akmakta olan büyük harflerle: DEFOL GİT, YAHUDİ DOSTU! yazılmıştı. Ayrıca giriş kapısının yanındaki duvarda oval biçimli bir şey parlıyordu. Acemice ve belli ki, alelacele resmedilmişti. Fakat yine de dev bir insan poposuna benzeyen duvardaki bu şekil...