Feniçka, Lou Andreas-Salomé
"(...) Rusya'nın diğer ülkelere göre en büyük artısı, insanın her şeyi eskisi gibi bulacağından emin olmasıdır. Burada ilerlemeden ilerlemeye koşulmaz, yıllar geçse de her şey aynıdır." s. 26 "Dış kabuğu sıyırıp atarsak törenin anlamı nedir? Şu: İki insan sonsuza dek birlikte olmak ister, muhtemelen birbirlerini sevdikleri için ama sadece kendilerini ilgilendiren bir aşk için değil, ortak bir görev için; tabiri caizse daha yüce üçüncü bir tarafın hizmetinde, kopmamacasına bağlanırlar. Aksi halde, bütün bu kopmaz bağların bir anlamı yoktur. Hayır, böyle yaparak sadece kişisel olanın, sadece duygusal olanın ötesine geçmek isterler, buna ister Tanrı desinler, ister ailenin kutsallığı, isterlerse evlilik bağının ebedîliği, hepsi aynı kapıya çıkar. Her halükârda bu başka bir şeydir, yalnızca cinsiyetler arası aşktan tamamen farklı bir şey." s. 27
"(...) Neyse ki yanılıyorsunuz. En azından söylediğiniz gibi kopmaz bir bağ değil bu. Boşanma olasılığı var." s. 27
"Sizin için öyle olabilir. O zaman da biçim, içeriğin ifadesi olmaktan çıkar. Yani artık hak ettiği güzellik ve ciddiyetten mahrumdur. Düşününce, siz pervasızca evlenebilirmişsiniz gibi geliyor. Ama biz... biz evlenmeden önce dizlerimizin üzerine çökeriz, sanki tam tersini yapmak, bir manastıra girip kişisel zevklerimiz ve haklarımızdan ömür boyu vazgeçmek ister gibi." s. 27
"(...) kendimi bildiğiniz nekahet dönemindeymiş gibi hissediyorum, böyleyken insanın yaşam tarzı değişiyor, daha eylemsiz, dinlemeye ve anlamaya daha açık oluyor." .s 32
"Siz de bunlara bakıp aşkı son derece şeytani bir şey olarak hayal etmediniz mi? Melekle savaş, cehennemde saadet, göz alıcı ışıklar, kıyamet günü." s. 34
"Ben mi? Ah, hayır. Ben aşkı tamamen ama tamamen farklı bir şey olarak hayal ettim." s. 34
"(...) Aşk son derece basit ve sağlıklı bir şey derdim. Aşkı hiç de öyle şeytani ya da romantik olmayan şeylere benzetirdim. Her gün açlığımızı dindiren kutsal ekmeğe, her gün odalarımızı açtığımız tazeleyici, temiz havaya. Kısacası her şeyi borçlu olduğumuz ama öyle büyük laflarla anmadığımız en önemli, en güzel, en doğal şeylere." s. 35
"Hiç fena konuşmadınız! Ama aşktan beklediğiniz bir şey daha olurdu herhalde: hayatın en heyecan verici şeyi olması. Sizce de öyle değil mi? Her şeyden önce heyecan verici." s. 35
"Bence öyle değil. O zaman aşkla kazanılabilecek en değerli şey kaybedilmiş olur diye düşünüyorum." s. 35
"Aşkın bize verebileceği o en değerli şey nedir sizce?"
"Huzur!" dedi alçak sesle.
"Huzur!" diye içinden kuşkuyla tekrarladı Max Werner. "Rus kızları daha mı soğukkanlı yoksa daha mı ruhsuz?" diye sordu kendine. Yoksa aşktan söz etmesi, bir körün renklerden söz etmesine benzediği için mi böyle konuşuyordu Fenya? Belki de mizacının kör noktası burasıydı. s. 35
Kadınları tamamen insanı çeşitlilikleri içinde algılamanın, onları hep cinsiyetlerinin doğasından yola çıkarak, hep yarı şematik olarak değerlendirmekten vazgeçmenin bu kadar zor olması çok tuhaftı. İnsanlar kadınları idealleştirirken de şeytanlaştırırken de erkeklere yapılan münferit bir atıfla onları her daim basitleştiriyordu. s. 43
"Evet, doğru, bu gerçekten iğrenç bir şey! Yani kadınların bazı ilişkilerde gizliliğe zorlanmasından söz ediyorum! Gizli tutmayı başarınca bir de mutlu olmaları bekleniyor ve erkeklerin, sanki doğal olan buymuş gibi, ağzı sıkılığıyla, esirgeyiciliği ve ihtiyatıyla kendilerini koruyup kollayacağını umması gerekiyor. Evet, dünya bu haldeyken gerekli bir şey olabilir ama benim duyduğum en alçaltıcı şey. İnsanın yürekten yaptığı bir şeyi inkâr etmek, gizlemek zorunda kalması! Sevineceği yerde utanç duyması!" s. 45
"Aslında bunların hiçbirinin bir önemi yok! Birbirini seven iki insan için asıl mesele her zaman, dünyanın onlara değil, onların birbirlerine nasıl davrandığıdır." s. 47
"(...) Eğer aşkından eminsen evlilik hayatının zorlukları seni yıldırmamalı, gerçek aşk bunların üstesinden gelir diye düşünüyorum. Ayrıca iki insanın her şeyi paylaşması çok güzel olmalı, özellikle de hiç değişmeyecekse - hastalıklar, kaygılar ya da diğer tatsız şeyler ortaya çıktığında bile. O zaman hayatın aslolan, hakiki yanını onunla birlikte yaşamış olursun, aşkın istediği tam da budur, sadece zevk istemez değil mi? Ah hayır, asla! Aşkın, tabiri caizse evliliğe eğilimi vardır." s. 66