Kayıtlar

Amerikan Edebiyatı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ariel ve Seçme Şiirler, Sylvia Plath

Resim
Bir tek feryadın yeter yataktan fırlamama, Viktoryen Geceliğim içinde çiçek gibiyim, hantalım inek gibi. Kedi ağzı gibi tertemiz açılır ağzın. s. 7 İnsanlar ya da yıldızlar Bana üzülerek bakıyor, sukût-ı hayâlim onlara. s. 9 Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme. Otuzumdayım daha. s. 12 Bununla üç etti. Ne pis iş bu Silip, yok etmek her on yılı böyle. ... Ölmek, Her şey gibi, bir sanattır, Bu konuda yoktur üstüme.  s. 13 Huzurlu olmayı öğreniyorum, bir başıma uzanmışken sessizce. Hiç kimseyim ben; patlamalarla bir ilgim yok. ... Her şeyin avucumdan kayıp gitmesine göz yumdum, adıma ve adresime İnatla asılmış otuz yaşında bir yük gemisiyim. s. 16 Ah öyle özgür, öyle özgür oluyor ki insan, bilemezsiniz - Huzurum öyle büyük ki afallarsınız, s. 17 Dibi bilirim, diyor. En büyük kökümden bilirim onu: Seni korkutur. Ben korkmam oradan: ben oraya gittim.  ... Bir gölgedir aşk. Nasıl da yalan söyler ağlarsın ardından, Dinle: bu onun toynakları: alıp başını gitti, at gibi. s. 21 Ve...

Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık, Sylvia Plath

Resim
"Herkes günün birinde evinden ayrılır. Herkes eninde sonunda ayrılıp gider." s. 11 Mrs. Ventura kırmızı rujlu dudaklarına mendilini değdirdi, bir şey söylemeye hazırlandı, sonra vazgeçti. Ne de olsa artık söylenecek bir şey kalmamıştı. s. 12 "Bir süre sonra alışıyor insan," dedi kadın, kendi kendine konuşur gibi. s. 26 "Eğer bilmezsen daha mutlu olursun." s. 32 "Dokuzuncu krallığa vardığın anda artık geri dönemezsin. Orası yokluğun, donmuş iradenin krallığı. Pek çok adı vardır oranın." s. 33

Sessiz Bahar, Rachel Carson

Resim
Sessiz bir bahardır, bu bahar. Bir zamanlar sabahları, saka kuşları, kedi kuşları, kumrular, alakargalar, çalıkuşlarının şafak korosu ve diğer kuş seslerinin partisyonları ile canlanırken, şimdi hiç ses yoktur. sessizlik kaplamıştır tarlaları, ormanları ve bataklıkları... s. 2 İnsanlar geleceği görme ve önlem alma yeteneklerini kaybettiler. Dünyayı yok ederek kendi sonlarını da hazırlıyorlar. s. 3 Bu felaket kurbanı dünyada hayatın yeniden doğuşunu susturan ne kötü bir büyü ne de düşman saldırısıydı. İnsanlar bunu kendileri yapmışlardı. s. 3 Albert Schweitzer'in dediği gibi 'ademoğlu kendi yarattığı şeytanın farkına bile zor varır.' s. 4 Dünyanın günümüze kadarki tüm ömrü göz önüne alındığında, yaşamın çevreyi değiştirmesi biçimindeki karşıt etki, göreceli olarak çok az sürmüştür. Sadece bu yüzyılın temsil ettiği dönem, dünyanın doğasını değiştirebilecek derecede önemli bir güç kazanmış olan bir canlı türüne sahiptir - insan! s. 5 Doğayı emrimiz altına almak istiyoruz. Oysa...

Biraz İnanç, Mitch Albom

Resim
İnanç, uygulamayla ilgili bir şeydir. Sen nasıl yaşarsan öylesindir, neye inandığın önemli değildir. s. 49 Bizler beraber yaşıyoruz. Birisi bir hata yaparsa, diğerinin onu uyarması gerek. s. 65 Sona ulaştığın yer, Tanrı inancının başladığı yerdir. s. 81 Dinlerin çoğu savaşa karşıdır, ama din kadar hiçbir şey için savaşılmamıştır. s. 91 Depresyon dediğimiz şeyin büyük bir kısmı aslında tatminsizlikten kaynaklanıyordu. s. 99 "Anlamıyorum," dedi babasına öfkeyle. "Sen dindar bir adamsın, kuzenin değil. Sen her gün dua ediyorsun, o etmiyor. Onların istedikleri her şeyleri var ve bizim hiçbir şeyimiz yok!" Babası başını sallayıp Yiddiş dilinde hafif şarkı söyler gibi cevap vermişti. "Tanrı ve verdiği kararlar doğrudur. Tanrı kimseyi durduk yere cezalandırmaz. Tanrı ne yaptığını bilir." s. 114 Bütün dünyayı kazanıp ruhunu kaybeden bir adamın kazancı nedir? s. 116 Yarın için endişelenmeyin, çünkü yarın kendisi için endişelenir. s. 135

Lila, Marilynne Robinson

Resim
İnsan olup bitenlerin öyle ya da böyle sona ereceğini bildiğinde, bunlardan bir an önce kurtulmayı isteyebilirdi. s. 27 Bu dünyada şuracıkta yanımda oturmasını arzuladığım tek insan sensin. Düşündüğüm bir şey değil bu, bildiğim bir şey. Sanırım hiçbir şeyi açıklamaya yetmiyor yine de. s. 34 “Bu eski evde epey üzüntü yaşanmıştır” dedi adam. “Kimisi bana aittir. Kimisi de bana ait olsun istediklerim.” s. 39 Böylesine güzel bir varlığın, böylesine kısa ömürlü oluşuna ağladık. s. 43 Bir hayatın suretiydi yaşadığı, çünkü bu hayatta yapayalnızdı. s. 86 Kahrolası yalnızlıkla gül gibi geçinip gidiyordum ben. Hayatımın geri kalanına o şekilde devam etmeyi düşünüyordum. Derken o sabah seni gördüm. Yüzünü gördüm. s. 105

Aşk İçin, Robert Creeley

Resim
  Kaygılar tırmanıyor. Kendiminkiler de kesinlikle herkesinki kadar. s. 21 Eğer başkaları için asla bir şey yapmazsan kendini kurtarırsın trajedisinden insan ilişkilerinin. s. 31 İnsanların hakkımda ne düşündüğünü öğrendiğimde bir şey beni yalnızlığımın içine çekiyor. s. 39 Eğer umut vermiyorsa cehennemin dibine kadar yolu var. Böyle yaşamak istemiyorum? Böyle, dedi erkek. Neredeydin? s. 98 Neden yaşanır ortasında bu kahrolası karmaşanın? s. 125 Gece bizim için bir mutluluktur, sanıyorum uykunun ve senin sunduğun sıcaklığın bana güven verdiği kendini sonunda özgürce adamanın. s. 169

Rappacci'nin Kızı, Nathaniel Hawthorne

Resim
Uyanık mıyım gerçekten? Aklım başımda mı?” diye mırıldandı. “Nedir bu yaratık? Ona güzel mi demeli? Yoksa tarif edilemeyecek kadar korkunç mu? s. 24 Çehresindeki kırışıklıkların yapay gülüşüne izin vermediği bu solgun yüze baktı, ama sanki onu görmüyor gibiydi. s. 29 Olanaksızlıklar ortadan kalkıp da düşlerin puslu özleri elle tutulur bir gerçekliğe dönüştüğünde keyiften ya da acıdan çıldıracağımız yerde kendimizi sakin ve hatta pek soğukkanlı halde bulmamız sıklıkla rastlanan bir şey değil midir? Kader bizi böylesine şaşkınlıklara uğratmaya bayılır. s. 30 "Hayatımda ilk kez," diye mırıldandı, "...seni unuttum!" s. 34 Ah ne inatçıdır aşk. Sisler, puslar arasında kaybolup gitmeye mahkûm olduğu an gelip çatıncaya kadar nasıl da ayak direr, inadından vazgeçmeden. s. 35 Aşkı zehirliymiş, vuslatı ise ölüm demekmiş. Harika bir hikaye, değil mi? s. 40 Ah, senden o sözleri duyduktan sonra ölüm nedir ki? s. 47 Elveda Giovanni! Nefret dolu sözlerin yüreğime kurşun gibi işledi...

Tıkanma, Chuck Palahniuk

Resim
Sanat asla mutluluktan doğmaz. s. 11 Sonra da televizyonu açıyor ve pembe dizilerden birini izlemeye başlıyor; hani şu gerçek insanların sahte sorunları olan sahte insanları oynadığı ve gerçek insanların gerçek sorunlarını unutmak için izlediği dizilerden birini. s. 45 Eğer onlara kendilerini Tanrı gibi hissettirebilirseniz, insanlar deveye hendek bile atlatırlar. s. 56 Deja vu'nun bir de tersi vardır. Buna jamais vu denir. Sürekli aynı insanlarla karşılaşıp aynı yerlere gidersiniz ama her seferinde ilk kez olmuş gibi hissedersiniz. Herkes her zaman yabancıdır. Hiçbir şey tanıdık gelmez. s. 72 Seni sevsinler diye insanları kandıramazsın. s. 138 Çünkü hayatta hiçbir şey hayal ettiğin kadar mükemmel değildir. s. 166 Lütfen, bana bu dünyada olduğu gibi görünen tek bir şey söyle. s. 206 Doğanda var olan iyiliği inkâr edemezsin. Herkes görsün diye zaten parlıyor. s. 429 Kölelerden oluşan bir jenerasyon yetiştiriyoruz. s. 443 Kendimden çok, Tanrı hayal kırıklığına uğrattı beni. s. 450

Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin

Resim
Duyabilmek için susmak gerekir. s. 26 Akıllıya soru gerekmez; aptal ise boşuna sorar. s. 40 Gözbağı, sadece onu gözleyenin duyularını kandırır; insanın onu gördüğünü, duyduğunu veya hissettiğini zannetmesini sağlar. Ama nesneyi değiştiremez. s. 49 Bir büyücü, sadece yakınında olup ismini tam ve net olarak koyabildiği şeyleri denetimi altında tutabilir. Bu da iyi bir şeydir. Eğer böyle olmasaydı, güçlülerin kötülükleri ve de bilgelerin delilikleri, çoktan değiştirilemeyecek şeyleri değiştirme yollarını arar, Denge'yi bozardı. Dengesi bozulan deniz, üzerinde tehlikelere maruz kalarak yaşadığımız karaları basar ve eski sessizlikte tüm sesler ve isimler kaybolurdu. s. 54 Fakat gerçek şu ki, insanın gerçek gücü, büyüyüp bilgisi arttıkça izleyebileceği yol, iyice daralıyor. Ta ki, en sonunda sadece ve sadece mutlaka gerekenden başka yapacak şeyi kalmayıncaya kadar. s. 78 Kötü bir yol, insanı iyi bir sona ulaştırabilir. s. 117 İnsanlar bilmedikleri şeylerden korkarlar. s. 123 Bir insan, ...

Gazap Üzümleri, John Steinbeck

Resim
Hareketsizdiler... ama birikmiş hareket yüklüydüler. s. 19 İnsan bir yere alıştı mı, ayrılması zordur. Bir düşünce tarzına alışınca da kopamaz insan zaten. s. 62 Ava çıktın mı güçlüsündür. Kimse avcının üstesinden gelemez. Ama avlanan sensen, o zaman durum değişir. s. 70 İnsanlık da kutsaldı tek bir bütün olduğu zaman. s. 99 Hayatımız yok olduktan sonra nasıl yaşarız biz? Geçmişimiz olmadı mı, kendimizi nasıl tanırız? s. 108 Umutlarının öyle fazla coşmasına izin vermezsen, hayal kırıklığına uğramazsın. s. 111 Geçmişimiz olmadan kendimizi nasıl tanıyacağız? s. 121 Ne fazla düş kurup kuşlar gibi havalara çık, ne de kötümser ol böcekler gibi yerde sürün. s. 124   Yakında havayı da parayla satacaklar. s. 181 Değişen ekonomiye aldıran yok. Değişim planlarına aldıran yok. Yalnızca isyanın bastırılma yöntemleri tartışılıyor, oysa beri yanda isyanın nedenleri devam edip gidiyor. s. 293 Baskı ancak baskı altındakilerin güçlenmesine ve birleşmesine yarar. s. 293 Uykuyla dinlenemeyecek kadar ...

Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger

Resim
"Ayrılışlarım acıklı, hatta kötü olabilir, ama bir yerden artık ayrılıyorsam bunu anlamak istiyorum. Bunu anlamadığınız zaman kendinizi daha kötü hissediyorsunuz." S. 10 "Ama ben yine de hâlâ 12 yaşındaymışım gibi davranmaktan hoşlanıyorum. Herkes söylüyor bunu, özellikle de babam. Bu biraz doğru sayılır, ama tümüyle de doğru değil. İnsanlar bazen, bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanırlar. Ben böyle şeyleri pek sallamam, ama birileri bana yaşıma uygun davranmam gerektiğini söylediğinde canım sıkılır. Bazen yaşıma göre daha olgun davrandığım da olur -ciddi söylüyorum- ama buna kimse dikkat etmez. İnsanlar hiçbir şeye dikkat etmiyorlar zaten." S. 14 "Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir." S. 23 Tek yaptığım, kalkıp pencereye gitmek ve dışarıya bakmak oldu. Birdenbire kendimi felaket yap...

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Joanne Greenberg

Resim
Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman "Bunları bana dünya yapmasın diye." karşılığını vermişti. Sonra "dünyanın neler yapacağını görmek için biraz bekleseniz" demiştim. O da "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum." diye yanıt vermişti. S. 48   Benim düşmanım, ne nefret edebileceğim ne de bağışlayabileceğim bir insan. S. 52 Kadın ufak tefek, siyah saçlı ve üzgün görünümlü biriydi. Ama bir başkasının korkusunu görebilecek kadar kendi dışına bakabilmişti. S. 59 Dışarıda-dünyada- Ağustos ayı. Gökyüzü açık ve güneş de kavuruyor. Korkarım, bu soğuk ve sis senin içinde. S. 92 Bütün hasta insanların hastanelerde olduğunu mu sanıyorsun sen? S. 103 Gurur, sanki her gün yapılan bir şeymiş gibi, soylu bir biçimde üzüntüden ölme yetisi anlamındaydı. S .105 Anılar biçim olarak değişmeyebilir, ama yıl...

Martin Eden, Jack London

Resim
Büyük şairlerin hiçbir dizesi harcanıp atılamaz. Bu, dünyayı güçsüzleştirir. S. 18 Gözlerini kapayıp aklına on bin kitabın görüntüsünü getirdi. Bütün güç kitaplardaydı. S. 53 Hayat, düşünceleri erkek arkadaştan öteye geçemeyen kızlardan çok daha fazla şey ifade ediyordu. S. 62 Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler. S. 74 Martin o an, Ruth tarafından şekillendirilmek için ölüp biten bir hamur; Ruth da onu ideal erkek formuna büründürmek için aynı hevesle yanıp tutuşan bir kadındı sanki. S. 108 O kızın sert bakan gözlerini gördünüz. Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak olmaz. S. 121 Aşkın akılla bir alakası yoktu. Sevdiği kadının doğru veya hatalı yargılarda bulunması önemsizdi. Aşk bunlardan üstündü. S. 146 Buralara nereden geldiğimi biliyorum, gidecek daha çok yolumun olduğunu da biliyorum ve gerekirse dizlerimin üstünde sürünerek de olsa oraya gideceğim. S. 148 Halbuki bu dünya öyle kurulmuş ki, mutluluk için para ...

Ateş Yakmak, Jack London

Resim
... insan her konuda kendinden fazla emin olmamalıydı. S. 9 Beceriksizce ama büyük bir özenle besliyordu ateşi. Çünkü ateş, hayat demekti, sönmemeliydi. S. 16 Sonra hayatında tattığı en rahat, en huzur verici uykuya dalıp gitti. S. 21 Kibritler elini yaksa ne olurdu ki? Yanmış eller, ölü ellerden daha iyiydi. Hatta elsiz kalmak bile ölmekten iyiydi. S. 30 Ve “Asla tek başına yola çıkma!” artık onun için de kuzeyin ana kuralıydı. S. 31 “Hepsinden geriye bu söz kalacak: Yaşadılar ve attılar zarlarını. Oyundan çok şey kazanılacak, Ama yitireceğiz zarların en hasını.” S. 33 Ardından varoluşun şimdiye kadarki en korkunç trajedisi başladı: emekleyen hasta bir adamla topallayan hasta bir kurt, ıssızlığın ortasında ölmekte olan gövdelerini sürüklüyor ve birbirlerinin canını istiyorlardı. S. 53

Tristessa, Jack Kerouac

Resim
Tristessa’nın kafası güzel, kendi de her zamanki gibi güzel, ... S. 11 “Morfin acıyı dindirmek için,” diye düşünmeye devam ediyorum, “ve geri kalan her şey de kalıyor işte geriye.” S. 18 ... sonlu olduklarını bilmek, güzelleştiriyordu illa ki her şeyi. S. 22 ... hayat zor ve zorludur. Tristessa biliyor, ben biliyorum, siz biliyorsunuz. S. 25 ... ölmek için doğmuşuz, şu karşımdaki duvara ve hatta Amerika’daki bütün duvarlara yazmak istiyorum bunu işte: ÖLMEK İÇİN DOĞMUŞUZ. S. 34 Bağımlılık ve ıstırap. Deli illetlerinden farksız. S. 37 “Evet acı çekiyoruz,” diyor, bense “La vide es dolor” (hayat acıdır) diyorum; bana hak veriyor ve hayat aynı zamanda aşktır, diyor. S. 53 “Biz hiçbir şeyiz. Yarın ölebiliriz, o yüzden hiçbir şeyiz.” S. 57 Ah Tanrım, melekten suretlerine neden yaptın bunu; bu çürümüş hayatı, bu pislikle, hırsızlarla, ölümle dolu, Of, bu derbeder, bu boktan dünyayı neden yarattın? Bunun yerine hepimizi her ne olursa  olsun halimizden memnun olacağımız b...

Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi, Mitch Albom

Resim
Fakat bütün sonlar aynı zamanda bir başlangıçtır. Biz yalnızca bunu o sırada bilemeyiz. S. 7 İnsanlar genellikle doğdukları yeri küçümserler. Ama cennet en olasılık dışı köşelerde bulunabilir. S. 38 Rastgele hiçbir hareket yoktur. Hepimiz birbirimize bağlıyız. Meltemi rüzgardan ayıramayacağın gibi bir hayatı diğerinden ayıramazsın. S. 52 Ölmek mi? Her şeyin sonu değil. Biz öyle sanıyoruz. Ama dünyada olanlar yalnızca bir başlangıç. S. 92 Bütün ebeveynler farkında olmadan çocuklarına zarar verirler. Bu ellerinde değildir. Çocuk, kusursuz bir cam gibi kendisine dokunan bütün izleri emer. Bazı ebeveynler o camı çatlatır, kimileri ise çocukluğu tamamen harap ederek onarılmaz küçük parçalar haline getirirler. S. 104 Aşk, yağmur gibi yukarıdan beslenir, çiftleri sırılsıklam eden bir neşeyle ıslatabilir. Ama bazen hayatın öfkeli ateşi altında aşkın yüzeyi kurur ve aşağıdan beslenmesi, kökleriyle ilgilenilmesi ve hayatta tutunması gerekir. S. 162 Marguerite, onun ell...

Mülksüzler, Ursula K. Le Guin

Resim
“Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.” (s.9) “Ne kadar insan varsa, o kadar değişik duygu vardı.” (s.11) “Ölmek, kendini yitirmek ve diğerlerine katılmaktır.” (s.13) “Konuşma paylaşmadır, birlikte yapılan bir sanat.” (s.31) “İnsanın sevmediği bir işi yapması ahlak dışı değil miydi? İşin yapılması gerekiyordu ama bir çok insan nereye gönderildiklerine pek aldırmıyor ve sık sık iş değiştiriyordu; aslında gönüllü olmaları gerekirdi.” (s.47) “Sahip olmak yanlıştır, paylaşmak doğrudur.” (s.48) “Acı çekmek bir yanlış anlamadır.” (s.56) “Şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama Acı’yı dindiremeyiz. Bir toplum ancak toplumsal acıyı –gereksiz acıyı- dindirebilir. Gerisi kalır. Kök, gerçek olan.” (s.57) “Düşüncenin doğasında iletilmek vardır: yazılmak, konuşulmak, gerçekleştirilmek. Düşünce, çimen gibidir. Işığı arar, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça d...